Gazze Şeridi'nde yaz mevsiminin zirvesinde hava sıcaklıklarının aşırı artması, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı çadır kentleri âdeta fırına çevirdi; soğutma imkânları ve temel ihtiyaçlara erişim yok denecek kadar az. Han Yunus'un Al-Mawasi bölgesindeki Al-Attar kampında, yerinden edilmiş ailelerin yaşadığı bir bez çadırın içinde hastalıklar hızla yayılıyor. BM verilerine göre, Gazze'de bulaşıcı hastalıklarda son aylarda endişe verici bir artış yaşanıyor. Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda cilt enfeksiyonları, ishal, sarılık ve solunum yolu rahatsızlıkları sık sık görülüyor. Bu sağlık krizi, savaş ve kuşatmanın yol açtığı insani felaketin bir başka boyutunu ortaya koyuyor.
Salgınların arka planı
İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'ye yönelik saldırıları, bölgede zaten kırılgan olan sağlık altyapısını tamamen çökertti. Hastanelerin çoğu ya bombalandı ya da yakıt, tıbbi malzeme ve personel yetersizliği nedeniyle faaliyetlerini durdurdu. Temiz suya erişimin kesilmesi, kanalizasyon arıtma tesislerinin çalışmaması ve çöplerin toplanamaması, hastalıkların yayılmasını hızlandırıyor. Mülteci kamplarındaki aşırı kalabalık, hijyen koşullarını daha da kötüleştiriyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Gazze'de cilt hastalıkları ve diğer enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ilaç ve tıbbi ekipmanların kritik düzeyde azaldığını bildiriyor. Ayrıca, aşılama programlarının kesintiye uğraması, kızamık gibi önlenebilir hastalıkların yeniden görülme riskini artırıyor. Bu koşullar, salgın hastalıkların daha geniş bir alana yayılmasına zemin hazırlıyor.
Küresel ve bölgesel etkileri
Gazze'deki sağlık krizi yalnızca Filistinlileri değil, bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Hastalıklar sınıra yakın ülkelere sıçrayabilir ve göç dalgalarını tetikleyebilir. Mısır, Ürdün ve Lübnan gibi ülkeler, Filistinli mültecilere kapılarını açmakta zorlanıyor. Uluslararası toplumun Gazze'ye yönelik insani yardım çağrılarına rağmen, yardımların bölgeye girişi sınırlı kalıyor. Bu durum, küresel güçlerin bölgedeki rolünü ve insani hukuk ilkelerinin korunmasını yeniden gündeme getiriyor. Ayrıca, salgın hastalıkların yayılması, komşu ülkelerin sağlık sistemlerine ek bir yük getirebilir ve bölgesel sağlık güvenliğini zayıflatabilir. Bu nedenle, Gazze'deki durumun iyileştirilmesi yalnızca insani bir zorunluluk değil, aynı zamanda bölgesel istikrarın korunması açısından da hayati önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki salgın hastalıklar, Türkiye'nin insani diplomasi geleneği açısından yeni bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, daha önce de Filistin'e yönelik yardımlarıyla biliniyor; bu krizde de bölgeye acil tıbbi malzeme ve insani yardım ulaştırılması için harekete geçebilir. Sağlık krizinin büyümesi, Türkiye'nin bölgede etkinliğini artırmak için bir fırsat olabilir. Öte yandan, olası bir göç dalgası, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik maliyetlerini artırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin hem insani yardım hem de siyasi inisiyatiflerle sürecin parçası olması bekleniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki dengeleri ve Filistin davasındaki rolünü yeniden şekillendirebilir.