Gazze'de sağlık sistemi çökerken, hamile kadınlar için kabus büyüyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Ocak-Haziran 2024 döneminde Gazze'de kaydedilen düşük sayısı 3.950'yi aşarak, önceki altı aya kıyasla üç katına çıktı. Bu dönemde her beş canlı doğum başına yaklaşık bir düşük gerçekleşti. Gözlemci ekibi, bölgedeki iki kadın doğum uzmanıyla görüştü; doktorlar, çatışmaların ve ablukanın yol açtığı yetersiz beslenme, tıbbi malzeme eksikliği ve aşırı stresin bu artışta belirleyici olduğunu vurguladı.
Gelişmenin arka planı: Sağlık sistemi çökmüş durumda
Gazze'deki sağlık altyapısı, aylardır süren İsrail saldırıları ve insani yardımın engellenmesi nedeniyle büyük ölçüde tahrip oldu. Hastanelerin yalnızca üçte biri kısmen çalışır durumda; jeneratörler için yakıt, temel ilaçlar ve steril malzemeler kritik seviyede eksik. Hamile kadınlar, doğum öncesi bakım hizmetlerine erişemiyor; ultrason cihazları kullanılamazken, acil sezaryen operasyonları bile imkânsız hale gelebiliyor. Ayrıca, saldırılardan kaçan yüz binlerce insanın yaşadığı kamplarda hijyen koşulları oldukça kötü; enfeksiyon hastalıkları hızla yayılıyor.
Uzmanlar, düşüklerin artmasında sadece fiziksel sağlık koşullarının değil, psikolojik travmaların da etkili olduğuna dikkat çekiyor. Sürekli yaşam korkusu, evlerini terk etmek zorunda kalan ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kayıplar, hamile kadınların stres hormonlarını yükselterek düşük riskini artırıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'de hamile kadınların yüzde 95'inden fazlası düzenli sağlık hizmeti alamıyor; bu da durumu daha da trajik kılıyor.
Kadın doğum uzmanı Dr. Huda Nassar, yaptığı açıklamada, "Günde ortalama on ancak doğum yapabiliyoruz, ama düşükler için elimizden bir şey gelmiyor. Anne adayları genellikle hastaneye ulaştığında bebek çoktan kaybedilmiş oluyor. Bu bir felaket" ifadelerini kullandı. Ayrıca, düşük yapan kadınların çoğunun gerekli tıbbi takip ve bakım alamadığını, bunun da enfeksiyonlara ve ileride kısırlığa yol açabilecek komplikasyonlara neden olduğunu belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsani kriz derinleşiyor
Bu tablo, Gazze'deki insani krizin boyutunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler yetkilileri, Gazze'deki nüfusun neredeyse tamamının gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu ve özellikle hamile kadınlar ile çocukların yetersiz beslenme nedeniyle yaşam riski taşıdığını rapor ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve diğer yardım kuruluşları, kalıcı ateşkes sağlanmadıkça ve insani yardım koridorları açılmadıkça bu koşulların daha da kötüleşeceğini belirtiyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınamakla birlikte, somut bir adım atabilmiş değil. Güvenlik Konseyi'nde alınan ateşkes kararları uygulanmıyor;
Bölgesel olarak, Gazze'deki kriz, Orta Doğu'da artan tansiyonun en kritik göstergelerinden biri. İran ve Hizbullah gibi aktörlerin söylemleri, çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskini taşıdığını gösteriyor. Bu belirsizlik, sadece Filistinlilerin değil, tüm bölge halklarının yaşamını ve geleceğini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği siyasi desteği ve bölgedeki arabuluculuk rolünü yeniden ön plana çıkarıyor. Türkiye, BM nezdinde yaptığı çağrılarla ve insani yardım kuruluşları aracılığıyla Filistinlilere yardım etmeye çalışıyor; ancak bu çabalar, sahadaki dramı dindirmeye yetmiyor. Bu durum, Türk dış politikasında Filistin meselesinin önceliğini koruduğunu gösteriyor; ayrıca Ankara'nın bölgesel istikrarın sağlanması için daha aktif bir diplomasi yürütmesi gerektiğine işaret ediyor. Türkiye'nin insani yardım çabaları, uluslararası toplumda takdir görse de, kalıcı bir çözüm için uluslararası konjonktürün de değişmesi gerektiği açık.