Gazze Sağlık Bakanlığı, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde iki Filistinlinin daha İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini bildirdi. Böylece, yaklaşık üç yıldır devam eden ve uluslararası kuruluşlar tarafından soykırım olarak nitelendirilen İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 73.786'ya yükseldi. Bakanlık, günlük istatistik raporunda, bölgedeki hastanelerin son 24 saatte iki yeni cenaze teslim aldığını ve iki yaralının da tedavi altına alındığını belirtti.
İsrail Saldırılarının Bilançosu Ağırlaşıyor
Gazze Sağlık Bakanlığı'nın verilerine göre, İsrail'in yaklaşık üç yıldır aralıksız sürdürdüğü saldırılar sonucunda toplam can kaybı 73.786'ya ulaşmış durumda. Yaralı sayısı ise on binlerce. Bakanlık, bu rakamların yalnızca hastanelere ulaşan vakaları kapsadığını, enkaz altında kalan binlerce kişinin ise hâlâ kayıp olduğunu vurguluyor. Uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının soykırım suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini defalarca dile getirdi. Birleşmiş Milletler ve bağımsız raporlar, sivil altyapının sistematik olarak hedef alındığını, hastanelerin, okulların ve su kaynaklarının tahrip edildiğini ortaya koyuyor. Bölgedeki insani durum her geçen gün daha da kötüleşiyor; sağlık sistemi çökmüş, temiz su ve gıdaya erişim neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.
İsrail ordusu, saldırılarını “terör altyapısını yok etme” gerekçesiyle savunsa da, uluslararası hukukçular ve insan hakları savunucuları, orantısız güç kullanımının savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ettiğini belirtiyor. Gazze'deki Sağlık Bakanlığı yetkilileri, tıbbi malzeme, yakıt ve personel sıkıntısı nedeniyle birçok yaralının hayatını kaybettiğini, gerçek can kaybının resmi rakamların çok üzerinde olabileceğini ifade ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Bölgesel Gerilim
İsrail'in saldırıları, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırmaya devam ediyor. Birçok ülke ve uluslararası kuruluş, derhal ateşkes çağrısı yaparken, bazı devletler İsrail'e yönelik yaptırım ve silah ambargosu tartışmalarını gündeme getirdi. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde alınan kararlar, veto engelleri nedeniyle uygulanamıyor. Bölgesel aktörler arasında tansiyon yükselirken, İran ve Hizbullah gibi grupların İsrail'e karşı misilleme tehditleri, çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskini artırıyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuk çabaları ise sonuçsuz kaldı. İnsani yardım konvoylarının sınır kapılarından geçişi sık sık engelleniyor, bu da Gazze'deki insanlık krizini derinleştiriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçları iddialarına ilişkin soruşturmalarını sürdürüyor; ancak somut adımlar henüz atılmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze saldırılarını başından beri sert şekilde eleştiriyor ve Filistin halkının yanında olduğunu vurguluyor. Ankara, ateşkesin sağlanması ve insani yardımların ulaştırılması için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Can kaybının 73 binin üzerine çıkması, Türk kamuoyunda infial yaratırken, hükümete yönelik İsrail ile ticari ilişkilerin kesilmesi yönünde baskılar artıyor. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Ayrıca, mülteci akını ve radikalleşme endişeleri, Türkiye'nin güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM platformlarında yürüttüğü aktif diplomasi, Filistin davasındaki liderlik iddiasını pekiştirme amacı taşıyor.