Gazze Şehri'nde, El Cezire muhabiri Anas El-Şerif'in öldürülmesinin yıl dönümünde bir araya gelen gazeteciler, El Cezire çadırının önünde saygı duruşunda bulundu. Anma sırasında yaralı gazeteciler, tıbbi tedavi görebilmek için Gazze'den çıkış izni verilmesi talebini yineledi. İsrail'in saldırıları sonucu yaralanan çok sayıda gazeteci, tıbbi bakım için Gazze dışına seyahat etmek istiyor ancak sınır kapılarının kapalı olması nedeniyle mahsur kalıyor.
Gelişmenin Arka Planı
El Cezire'nin deneyimli muhabiri Anas El-Şerif, geçtiğimiz yıl İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılar sırasında hayatını kaybetmişti. El-Şerif, 2023'ün ekim ayından bu yana süren çatışmalarda öldürülen onlarca gazeteciden biri olarak kayıtlara geçti. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu verilerine göre, çatışmaların başlangıcından bu yana Gazze'de en az 130'dan fazla gazeteci ve medya çalışanı yaşamını yitirdi. Bu sayı, modern çatışmalarda kaydedilen en yüksek gazeteci kaybı oranlarından biri olarak değerlendiriliyor.
Yaralı gazetecilerin tedavi talebi, Gazze'deki sağlık sisteminin çöküşünün bir yansıması olarak öne çıkıyor. İsrail'in hava saldırıları ve kara operasyonları sonucunda hastanelerin büyük bölümü hizmet dışı kaldı; kalan sağlık kuruluşları ise ağır yaralılara yeterli bakımı sağlayamıyor. Gazeteci Muhammed Selah, anma sırasında yaptığı açıklamada, "Bacağımı kaybettim, ancak ne yazık ki Gazze'de ameliyat olmam için gerekli ortopedik ekipman yok. Mısır ya da Ürdün'e gitmem gerekiyor, sınır kapıları kapalı" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu talep, savaşın medya üzerindeki etkisi ve insani krizin boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Gazeteciler, hem savaşın tanıkları hem de savaşın kurbanları olarak ikili bir mağduriyet yaşıyor. Birleşmiş Milletler, İsrail'in Gazze'deki tıbbi tahliyelere izin vermesini defalarca istemiş, ancak bu çağrılar sonuçsuz kalmıştı. Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'nı zaman zaman açması, yaralıların tedavi için çıkışına sınırlı bir imkan tanıyor; ancak bu kapının da sürekli olarak kapalı tutulması, insani krizi derinleştiriyor.
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) gibi kuruluşlar, Gazze'deki gazetecilerin korunması ve yaralıların tıbbi tedavi ihtiyacının karşılanması için İsrail hükümetine çağrıda bulunuyor. Bu çağrılar, uluslararası hukukun ve savaş kurallarının ihlali olarak değerlendiriliyor; zira gazeteciler, savaş muhabirleri olarak özel koruma statüsüne sahip. Ancak sahadaki uygulama, bu statünün gözetilmediğini gösteriyor.
İsrail ordusu, Gazze'deki gazeteci kayıplarına ilişkin olarak, hedeflerinin sadece Hamas militanları olduğunu öne sürüyor. Ancak çok sayıda gazeteci, İsrail'in kasıtlı olarak medya çalışanlarını hedef aldığını iddia ediyor. Bu iddialar, uluslararası toplum tarafından bağımsız bir soruşturma yürütülmesi talebini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek kapsamında, Gazze'deki insani krize karşı en sert tepkileri veren ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlayarak, Gazze'ye insani yardım gönderilmesi konusunda aktif bir politika izliyor. Türkiye, savaşın başından bu yana yaralı Filistinlilerin tedavi edilebilmesi için hastanelerini açmaya hazır olduğunu açıklamış, ancak sınır kapılarının kapalı olması bu girişimleri fiilen imkansız kılmıştı. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, hem Pazar günkü anmada dile getirilen taleplere hem de Gazze'deki gazetecilerin yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, İsrail üzerindeki uluslararası baskıyı artırma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki insani diplomasi rolü, Gazze'deki mağdur gazetecilerin haklarını savunma noktasında da kendine yeni bir alan bulabilir.