İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının üçüncü yılı geride kalırken, ABD medyasının İsrail yanlısı tutumu ve gerçekleri nasıl gizlediği tartışılıyor. Geçtiğimiz hafta FlyDubai'e ait bir uçağın kaçırılması haber bültenlerini meşgul etti; ancak olayda hiçbir İsraillinin zarar görmemesi ve uçağın güvenle iniş yapmasına rağmen, medyanın olaya yaklaşımı, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin üzerini örtmek için bir araç olarak kullanıldığı eleştirilerini beraberinde getirdi. Uluslararası mahkemelerce suçlanan Binyamin Netanyahu'nun bu tür olayları kendi lehine kullanarak gündemi değiştirdiği belirtiliyor.
ABD Medyasının Taraflı Tutumu
ABD'nin önde gelen haber kuruluşları, yıllardır İsrail-Filistin çatışmasında İsrail'in perspektifini ön plana çıkaran bir yayıncılık anlayışı sergiliyor. Özellikle Gazze'deki sivil kayıplar ve yıkım haberleri, ana akım medyada ya yeterince yer bulmuyor ya da "İsrail'in kendini savunma hakkı" çerçevesinde sunuluyor. Bu durum, ABD kamuoyunun gerçekleri öğrenmesini engelleyerek, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerine zemin hazırlıyor.
Geçtiğimiz hafta yaşanan FlyDubai uçak kaçırma olayı, bu taraflı tutumun çarpıcı bir örneği olarak gösteriliyor. Olayda hiçbir İsraillinin yaralanmamasına ve uçağın sorunsuz iniş yapmasına rağmen, medya saatlerce bu haberi manşetlerde tuttu. Suudi sağlık ekiplerinin İsrailli yolcuların sağlık durumunu kontrol etmesi bile haber değeri taşıdı. Oysa aynı dönemde Gazze'de onlarca Filistinli hayatını kaybetti ve bu ölümler medyada neredeyse hiç yer bulmadı. Netanyahu, uluslararası kamuoyunun dikkatini dağıtmak için bu tür olayları kullanmakla suçlanıyor.
Uluslararası Hukuk ve Netanyahu
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle soruşturma yürütüyor. Ancak ABD'nin siyasi ve medya desteği sayesinde Netanyahu, uluslararası arenada hesap vermekten kaçınıyor. ABD yönetimi, UCM'nin yetkisini tanımadığını açıklayarak, İsrail'i korumaya devam ediyor. Bu durum, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği konusunda ciddi şüpheler yaratıyor.
Gazze'de üç yıldır süren saldırılar sonucunda binlerce sivil hayatını kaybetti, altyapı büyük ölçüde yok edildi ve bölge yaşanmaz hale geldi. BM raporları, İsrail'in orantısız güç kullandığını ve sivil hedefleri vurduğunu defalarca belgeledi. Buna rağmen, ABD medyası ve siyaseti, İsrail'in eylemlerini meşrulaştırmaya devam ediyor. Bu tutum, sadece Filistinlilerin değil, aynı zamanda bölgedeki istikrarın da zarar görmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Gazze saldırıları ve ABD medyasının taraflı tutumu, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, Filistin davasını uluslararası platformlarda savunarak, bölgede adaletin tesis edilmesi için çaba gösteriyor. Ancak ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Türkiye'nin diplomatik girişimlerini zorlaştırıyor. Ayrıca, Gazze'deki insani kriz, Türkiye'nin insani yardım koridorlarının açılması yönündeki çağrılarını artırmasını gerektiriyor. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM nezdinde daha etkin bir rol üstlenmeli. ABD'nin tutumu, NATO içinde de Türkiye ile ABD arasında gerilime yol açabilir. Uzun vadede, Türkiye'nin Filistin konusundaki kararlı duruşu, bölgedeki müttefiklik ilişkilerini yeniden şekillendirebilir.