Gana'da küçük ölçekli balıkçılar, on yıl süren mücadelelerinin ardından kıyı sularında genişletilmiş bir İmtiyazlı Erişim Alanı (Preferential Access Area) kazanmayı başardı. Avrupa Birliği'nin Okyanus Yasası'nı hazırladığı şu günlerde, Avrupalı küçük balıkçılar da benzer bir koruma talep ediyor ve AB liderlerine "bizi dinleyin" mesajı veriyor. Gana örneği, küçük ölçekli balıkçılığın sürdürülebilirliği ve kıyı topluluklarının hakları açısından önemli dersler içeriyor.
Gana'da on yıllık mücadelenin kazanımı
Gana'nın kıyı sularında faaliyet gösteren küçük ölçekli balıkçılar, yıllardır devam eden aşırı avlanma, endüstriyel balıkçı gemilerinin istilası ve balık stoklarındaki azalma nedeniyle geçim kaynaklarını yitirme riskiyle karşı karşıyaydı. Bu durum, 2010'lu yılların başından itibaren örgütlü bir mücadeleyi beraberinde getirdi. Balıkçılar, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak, kıyıya yakın alanlarda endüstriyel balıkçılığın sınırlandırılması ve küçük ölçekli balıkçılara öncelik tanınması için kampanyalar yürüttü.
Uzun süren lobicilik faaliyetleri, nihayetinde hükümetin 2020'lerin başında İmtiyazlı Erişim Alanı'nı genişletmesiyle sonuçlandı. Bu alan, küçük balıkçı teknelerinin avlanmasına ayrılmış ve endüstriyel gemilerin girişi yasaklanmış bölgeleri kapsıyor. Karar, balıkçı toplulukları için büyük bir zafer olarak nitelendirildi; zira bu alanlar sayesinde hem balık stoklarının yenilenmesi hem de yerel ekonominin canlanması hedefleniyor.
Avrupa'da benzer bir talep: Okyanus Yasası ve küçük balıkçılar
Avrupa Birliği, kapsamlı bir Okyanus Yasası hazırlığı içinde. Bu yasa, deniz ekosistemlerinin korunması, balıkçılık yönetimi ve mavi ekonomi politikalarını düzenlemeyi amaçlıyor. Ancak Avrupalı küçük ölçekli balıkçılar, hazırlanan taslakta kendi çıkarlarının yeterince gözetilmediğini savunuyor. Gana'daki kazanımlardan ilham alan balıkçı örgütleri, AB yetkililerine seslenerek, kıyı sularında imtiyazlı erişim alanlarının oluşturulması, endüstriyel avcılığın kısıtlanması ve karar alma süreçlerine küçük balıkçıların dahil edilmesi çağrısında bulunuyor.
Avrupa'daki küçük ölçekli balıkçılık sektörü, toplam balıkçı filosunun büyük bir bölümünü oluşturmasına rağmen, avlanma kotalarının büyük kısmı endüstriyel gemilere tahsis ediliyor. Bu durum, kıyı topluluklarının ekonomik sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Gana örneği, politik irade ve taban hareketlerinin birleşmesiyle değişimin mümkün olduğunu gösteriyor. Avrupalı balıkçılar da benzer bir başarı için mücadele ediyor.
Küresel bağlam ve gelecek
Gana'daki gelişme, yalnızca ulusal bir kazanım değil, aynı zamanda küresel bir örnek teşkil ediyor. Dünya genelinde küçük ölçekli balıkçılar, gıda güvenliği ve geçim kaynakları için hayati öneme sahip. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'ne (FAO) göre, dünya balıkçılık istihdamının yarısından fazlası küçük ölçekli balıkçılıkta. Ancak bu gruplar, genellikle politik olarak marjinalize ediliyor ve kaynaklara erişimde dezavantajlı konumda bulunuyor.
Avrupa Birliği'nin Okyanus Yasası, küresel ölçekte deniz yönetişimi için bir model oluşturabilir. Eğer AB, küçük ölçekli balıkçıların taleplerini dikkate alırsa, bu hem Avrupa'da hem de dünyada kıyı topluluklarının güçlendirilmesine katkı sağlayabilir. Gana'dan gelen dersler, taban hareketlerinin ve kararlılığın uzun vadede somut sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak küçük ölçekli balıkçılık açısından büyük bir potansiyele sahip. Ancak son yıllarda artan endüstriyel balıkçılık baskısı, kıyı balıkçılarının geçim kaynaklarını zorlaştırıyor. Gana ve Avrupa'daki gelişmeler, Türkiye için de yol gösterici olabilir. AB'nin Okyanus Yasası süreci, Türkiye'nin kendi deniz politikalarını gözden geçirmesi ve küçük ölçekli balıkçıları destekleyici düzenlemeler yapması için bir fırsat penceresi sunuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Akdeniz ve Karadeniz'deki balıkçılık yönetimi, AB ile uyumlu hale getirilerek hem sürdürülebilirlik hem de rekabet gücü artırılabilir. Kıyı topluluklarının güçlendirilmesi, aynı zamanda bölgesel kalkınma ve gıda güvenliği açısından da stratejik bir adım olacaktır.