Yediler Grubu (G7), küresel ekonomik mimarinin şekillendirilmesinde onlarca yıldır başrol oynarken, artan ticaret savaşları, devam eden savaşlar ve Asya ekonomilerinin hızla yükselişi, bu elit kulübün hem etkisini hem de iç birliğini ciddi biçimde test ediyor. Japonya'nın ev sahipliğinde gerçekleşen son zirve, Batılı güçlerin değişen dünya düzeninde ortak bir duruş sergileme kabiliyetini sorgulatırken, gözler başta ABD-Çin rekabeti olmak üzere küresel güç dengelerine çevrilmiş durumda.
G7'nin artan zorlukları
1975 yılında petrol krizine yanıt olarak kurulan G7, üye ülkeler arasında koordinasyonu sağlamak üzere tasarlanmıştı. Ancak bugün, ABD ile Çin arasındaki teknoloji ve ticaret savaşı, Rusya-Ukrayna çatışması ve Gazze'deki insani kriz, grubun gündemini belirliyor. Üstelik bu krizler karşısında G7 üyelerinin zaman zaman ayrışan çıkarları, ortak bildirilerin hazırlanmasını güçleştiriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un blok içi diyalog çağrılarına rağmen, Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un ticarette daha pragmatik yaklaşımı ve İtalya'nın enerji güvenliği endişeleri, birliğin homojen olmadığını gösteriyor.
Asya'nın yükselişi ise belki de en büyük meydan okuma. Çin'in Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH) şimdiden G7 üyelerinin çoğunu geride bırakırken, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler de ekonomik ağırlıklarını artırıyor. Bu durum, G7'nin küresel GSYİH içindeki payının sürekli gerilemesine yol açıyor. IMF verilerine göre, 1980'lerde yüzde 60'ın üzerinde olan G7'nin dünya ekonomisindeki payı, 2023 itibarıyla yüzde 45'in altına düştü. Buna karşın, Çin ve Hindistan'ın dahil olduğu BRICS ülkelerinin payı ise aynı dönemde yüzde 10'dan yüzde 32'ye yükseldi.
Küresel yönetişimde yeni denklem
G7'nin azalan etkisi, yalnızca ekonomik büyüklük değil, aynı zamanda siyasi ve askeri alanlarda da kendini hissettiriyor. Asya-Pasifik'te Çin'in artan nüfuzu, Avrupa'da Rusya'nın Ukrayna müdahalesi ve Orta Doğu'da yeni ittifak arayışları, G7'nin askeri garantörlük rolünü de sorgulatıyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) bölgedeki varlığına rağmen, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin Çin ve Rusya'ya yönelimi, Batı ittifak sisteminin çatlaklarını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, G7'nin varlığını sürdürebilmesi için dönüşmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle iklim değişikliği, yapay zeka düzenlemeleri ve küresel sağlık gibi konularda daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi, grubun geleceği açısından kritik görülüyor. Ancak bu dönüşümün ne kadar hızlı ve etkili olacağı belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
G7'nin dönüşümü, Türkiye açısından hem risk hem de fırsat barındırıyor. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ittifakının bir parçası olsa da, son yıllarda BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlarla ilişkilerini derinleştiriyor. G7'nin ekonomik ağırlığının azalması, Türkiye'nin ihracat pazarlarını çeşitlendirme çabalarını hızlandırabilir. Öte yandan, G7 ülkeleriyle süregelen ticari ve askeri bağlar, Türkiye'nin dış politikasında denge unsuru olarak kalmaya devam ediyor. Bu nedenle, Türkiye'nin çok kutuplu dünya düzenine uyum sağlamak için geleneksel Batı ittifakını terk etmeden alternatif yapılarla işbirliğini artırması bekleniyor.