Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, görev süresinin sonuna yaklaşırken ülkesinin nükleer caydırıcılık politikasında köklü değişiklikler yaptı ve NATO ile ilişkileri yeniden tanımladı. Ancak artan bütçe açıkları ve aşırı sağcı Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi bir tehdit oluşturması, Macron'un bu mirasının ne kadar kalıcı olacağı sorusunu gündeme getiriyor. Macron, Fransa'nın nükleer silahlarını Avrupa güvenliğinin bir parçası haline getirme yönünde adımlar atarken, aynı zamanda NATO'nun Avrupa ayağını güçlendirmek için çaba gösterdi.
Gelişmenin arka planı: Macron'un savunma doktrini
Macron, 2017'de göreve geldiğinde, Fransız savunma politikasını kişiselleştiren ve Avrupa stratejik özerkliğini vurgulayan bir duruş sergiledi. 2018'de yaptığı bir konuşmada, Fransa'nın nükleer caydırıcılığının 'Avrupa boyutuna' işaret ederek, Almanya gibi müttefikleri şaşırttı. Ancak bu söylem, pratikte somut adımlarla desteklenmedi. Asıl dönüşüm, 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesiyle hızlandı. Macron, Fransa'nın askeri harcamalarını 2030'a kadar iki katına çıkarma sözü verdi ve 2024-2030 askeri planlama yasası, 413 milyar avroluk bir bütçe öngördü. Ayrıca, Macron nükleer denizaltı filosunun modernizasyonu için 10 yıllık bir plan başlattı.
NATO cephesinde Macron, daha önce ittifakı 'beyin ölümü' olarak nitelendirmişti ancak Ukrayna savaşıyla birlikte NATO'nun önemini kabul ederek, Fransa'nın Doğu Avrupa'daki askeri varlığını artırdı. Fransa, Estonya ve Romanya'da konuşlandırdığı birliklerle NATO'nun caydırıcılığına katkıda bulundu. Ancak bu politikalar, Fransa'nın artan kamu borcu ve bütçe açığı nedeniyle sürdürülebilirliği sorgulanır hale geldi. 2023'te Fransa'nın kamu borcu GSYİH'nın %110'una ulaşırken, Macron'un emeklilik reformu ve diğer harcamaları nedeniyle mali durum daha da kötüleşti.
Bölgesel veya küresel boyut: Avrupa güvenliği ve aşırı sağ tehdidi
Macron'un savunma mirası, Avrupa genelinde güvenlik mimarisinin dönüşümüne işaret ediyor. Fransa, İngiltere'den sonra Avrupa'nın en büyük askeri gücü ve tek nükleer silah sahibi AB üyesi olarak kilit bir rol oynuyor. Ancak Macron'un politikaları, Marine Le Pen liderliğindeki Ulusal Birlik Partisi'nin yükselişiyle tehdit altında. Le Pen, savunma harcamalarının azaltılmasını ve NATO'dan çekilme sinyalleri veriyor. 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Le Pen'in kazanma olasılığı, Macron'un mirasını tersine çevirebilir. Öte yandan, Almanya'nın savunma harcamalarını artırması ve AB'nin ortak savunma projeleri, Macron'un başlattığı dönüşümün kısmen devam edebileceğini gösteriyor. Ancak Fransa'nın bütçe sorunları, Le Pen'in iktidara gelmemesi halinde bile savunma harcamalarındaki artışın sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macron döneminde Fransa'nın NATO ve nükleer politikalarındaki değişim, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de Avrupa güvenlik mimarisindeki dönüşüm, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu etkileyebilir. Macron'un Avrupa stratejik özerkliği vurgusu, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni bir boyut yaratabilir. Ancak Fransa'nın Doğu Akdeniz'deki Türkiye karşıtı politikaları, Macron'un mirasının devamı halinde Türkiye için dezavantaj oluşturabilir. Aşırı sağın Fransa'da iktidara gelmesi, NATO'nun geleceğini ve Türkiye'nin ittifak içindeki rolünü de etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, Fransa'daki siyasi gelişmeleri yakından izlemektedir.