Fransa ve İngiltere, ABD ile İran arasında sağlanması beklenen ateşkesin ardından Hürmüz Boğazı'nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çokuluslu bir deniz gücü oluşturulmasına yönelik planlarını hızlandırdı. Geçtiğimiz hafta Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde düzenlenen görüşmelerde, iki ülkenin savunma diplomatları olası bir operasyonun teknik altyapısını ve katılımcı ülkelerin rollerini ele aldı. Ancak planın hayata geçirilmesi, büyük ölçüde İran'ın bu girişime yeşil ışık yakmasına bağlı. Tahran yönetiminin, ulusal egemenliğine müdahale olarak gördüğü herhangi bir yabancı deniz varlığına sıcak bakmadığı biliniyor.
Gelişmenin Arka Planı: Hürmüz'ün Stratejik Önemi
Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor. Dünya enerji arzının bu dar geçitten sağlanması, bölgeyi uluslararası güvenlik açısından kritik kılıyor. Son yıllarda İran'ın tankerlere yönelik el koyma operasyonları ve bölgedeki artan gerilim, uluslararası toplumu alternatif güvenlik mekanizmaları arayışına itti. Fransa ve İngiltere'nin planı, ABD'nin 2019'da başlattığı ancak İran'ın karşı çıkması nedeniyle tam anlamıyla hayata geçirilemeyen 'Uluslararası Deniz Güvenliği Çerçevesi'ne benzer bir yapı öngörüyor. Yeni misyonun, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkelerinin yanı sıra bazı Avrupa donanmalarını da kapsaması bekleniyor. Ancak İran, geçmişte bu tür girişimleri 'provokasyon' olarak nitelendirmiş ve yalnızca kendi kontrolü altındaki bir deniz güvenlik düzenlemesini kabul edebileceğini belirtmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ateşkesin Getirdiği Fırsatlar ve Riskler
Olası bir ABD-İran ateşkesi, Orta Doğu'da tansiyonun düşmesine katkı sağlayabilir. Ancak uzmanlar, Tahran'ın Hürmüz'de yabancı askeri varlığa izin vermesinin ancak kendi çıkarlarının garanti altına alınmasıyla mümkün olduğunu vurguluyor. İran, boğazdaki denetimi elinde tutarak hem ekonomik hem de stratejik bir koz elde ediyor. Fransa ve İngiltere'nin planı, Tahran'ın 'bölgesel güvenlik mimarisinde söz sahibi olma' talebiyle çelişiyor. Öte yandan Rusya ve Çin'in de bölgedeki artan etkinliği, Batılı müttefikleri harekete geçiriyor. Moskova ve Pekin, herhangi bir deniz gücü oluşumuna şüpheyle yaklaşırken, kendi alternatif güvenlik yapılarını önermeye hazırlanıyor. Bu durum, Hürmüz'de uluslararası iş birliğini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol ve doğal gaz sevkiyatına doğrudan bağımlı olmasa da, bölgedeki istikrarsızlık küresel enerji fiyatlarını etkileyerek Türkiye ekonomisine yansıyor. Ayrıca Ankara, NATO müttefiki olarak bu tür misyonlarda yer alma potansiyeli taşıyor. Ancak Türkiye'nin İran'la sürdürdüğü dengeli ilişkiler, Tahran'ın karşı çıktığı bir operasyona katılımını zorlaştırabilir. Türkiye'nin bu süreçte arabulucu rolü üstlenmesi veya alternatif bir bölgesel güvenlik forumu önermesi mümkün. Sonuç olarak, Hürmüz'deki gelişmeler Türkiye'nin enerji güvenliği ve dış politika dengesi açısından yakından takip edilmesi gereken bir konu.