Fransa, İngiltere ve diğer Batılı güçlerin geçen yıl Filistin devletini tanımasının ardından bir yıl geçti. İşgal altındaki Batı Şeria'nın Tulkarem kentinde yaşayan 27 yaşındaki girişimci Adam Bader, o dönemde bir umut hissettiğini söylüyor. "Duyduğumda mutlu olmuştum" diyen Bader, bugün aynı hisleri taşımıyor. Uluslararası tanınma, sahada Filistinlilerin günlük yaşamında hissedilir bir değişiklik yaratmadı; aksine, Filistin devleti fikri hiç olmadığı kadar uzak görünüyor.
Tanınma Dalgası ve Sahadaki Gerçekler
Geçtiğimiz yıl, bir dizi Avrupa ülkesi Filistin'i bağımsız bir devlet olarak tanıdığını açıkladı. Bu adım, uluslararası alanda Filistin'in meşruiyetini güçlendirmeyi ve İsrail ile müzakerelerde dengeyi değiştirmeyi amaçlıyordu. Ancak bir yıl sonra tablo hiç de öyle değil. İsrail hükümeti, tanıma kararlarını şiddetle kınadı ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini hızlandırdı. Aynı dönemde Gazze'de insani kriz derinleşti, sivil kayıplar arttı ve bölgede kalıcı bir ateşkes sağlanamadı.
Filistin yönetimi, tanınmanın pratik sonuçlarını göremediğinden yakınıyor. Ramallah'ta konuşan bir yetkili, "Tanınma sadece kağıt üzerinde kaldı. İşgal devam ediyor, yerleşimler genişliyor, ekonomik kısıtlamalar sürüyor" ifadelerini kullandı. Batı Şeria'da yaşayan Filistinliler için günlük hayat daha da zorlaştı: İsrail ordusunun sıklaşan baskınları, hareket kısıtlamaları ve artan işsizlik, halkın büyük bölümünü umutsuzluğa sürükledi.
Uluslararası toplumun tanıma kararları, Birleşmiş Milletler'de Filistin'in statüsünü güçlendirse de, İsrail'in politikalarını değiştirmeye yetmedi. ABD yönetimi, tanıma dalgasına mesafeli durdu ve müzakerelerin doğrudan taraflar arasında yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Avrupa başkentlerinde ise tanınmanın sembolik bir adım olduğu, gerçek barış için İsrail'in rızasının şart olduğu yönünde değerlendirmeler öne çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Filistin meselesi, Orta Doğu'da istikrarın anahtarı olmayı sürdürüyor. Tanınma kararları, Arap dünyasında geniş yankı buldu; ancak birçok Arap ülkesi, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecini askıya almadı. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, ABD'nin arabuluculuğuyla İsrail ile ilişkileri normalleştirme yolunda adımlar atmaya devam ediyor. Bu durum, Filistin davasının Arap kamuoyundaki hassasiyetiyle çelişiyor.
Öte yandan, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturmaları ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki davalar, Filistinliler için hukuki bir umut kapısı aralasa da, kararların uygulanması belirsizliğini koruyor. Avrupa Birliği içinde de tanıma konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor; Almanya ve Hollanda gibi ülkeler, tek taraflı tanımayı reddediyor.
Bir yılın sonunda Filistin devleti, uluslararası alanda daha fazla tanınsa da, sahada bağımsızlık hedefi her zamankinden daha uzak. İsrail'in genişleyen yerleşimleri, iç siyasi bölünmeler ve Gazze'deki yıkım, iki devletli çözümü fiilen imkansız kılıyor. Filistinliler için tanınma, bir teselli olmaktan öteye geçemiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin devletini en erken tanıyan ülkelerden biri olarak, uluslararası tanınma dalgasını memnuniyetle karşılamıştı. Ancak bir yıl sonra, tanınmanın sahada somut sonuç yaratmaması, Ankara'nın Filistin politikasını zorluyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde mesafe kat edemezken, Gazze'deki insani kriz karşısında uluslararası toplumu daha etkin olmaya çağırıyor. Batılı ülkelerin tanıma kararlarının sembolik kalması, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü zayıflatabilir. Ayrıca, Filistin meselesi Türkiye'nin iç siyasetinde ve kamuoyunda hassas bir yer tutmaya devam ediyor; hükümetin Filistin davasına verdiği destek, İslam dünyasındaki liderlik iddiasının bir parçası.