Filipinler, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddialarını pekiştirmek amacıyla Thitu Adası'nı da kapsayan güncellenmiş bir deniz haritasını Birleşmiş Milletler'e sunmaya hazırlanıyor. Başkent Manila'dan yapılan açıklamaya göre, söz konusu harita, ülkenin münhasır ekonomik bölgesi içindeki haklarını uluslararası platformda tescillemeyi hedefliyor. Thitu Adası ve üzerinde yaşayan sivil halk, bu adımın ardından bölgesel gerilimin odağına yerleşti. Gözlemciler, başvurunun Filipinler'e egemenlik kazandırmayacağını, ancak hukuki ve diplomatik zeminde önemli bir araç olabileceğini belirtiyor.
Thitu Adası ve Filipinler'in stratejik hamlesi
Thitu Adası, Filipinler'in Batı Komutanlığı'na bağlı, yaklaşık 200 sivilin yaşadığı ve bir askeri üssün bulunduğu stratejik bir ada. Güney Çin Denizi'ndeki Spratly Adaları grubunun bir parçası olan Thitu, Filipinler tarafından "Pag-asa" olarak adlandırılıyor ve ülkenin en büyük ve en gelişmiş yerleşimine ev sahipliği yapıyor. Ada, aynı zamanda Çin'in geniş kapsamlı egemenlik iddialarıyla çakışan bir bölgede bulunuyor.
Filipinler hükümeti, Birleşmiş Milletler'e sunacağı güncellenmiş haritayla, 2009 yılında kabul edilen ve ülkenin batı denizlerini "Batı Filipin Denizi" olarak yeniden adlandıran yasayı takiben attığı adımları sürdürüyor. Yeni harita, Filipinler'in 2016'daki Lahey Tahkim Mahkemesi kararını da destekler nitelikte. Söz konusu karar, Çin'in dokuz çizgi iddiasını geçersiz kılmıştı; ancak Pekin bu kararı tanımıyor.
Uzmanlar, harita başvurusunun Filipinler'in egemenlik iddialarını hukuki olarak güçlendirebileceğini, ancak fiili durumu değiştirmeyeceğini vurguluyor. Manila yönetimi, bu hamleyle uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratmayı ve bölgesel müttefiklerinden destek almayı umuyor. Özellikle ABD, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler, Güney Çin Denizi'nde uluslararası hukuka ve seyrüsefer serbestisine vurgu yapıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Güney Çin Denizi, yılda trilyonlarca dolarlık ticaret hacmine sahne olan kritik bir su yolu. Bölgede Çin, Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan gibi aktörlerin birbiriyle örtüşen egemenlik iddiaları bulunuyor. Çin, bölgenin büyük bir kısmını kapsayan "dokuz çizgi" haritasını savunurken, 2016'daki tahkim kararını yok sayıyor. Filipinler'in yeni harita girişimi, Çin'in bölgedeki artan askeri varlığına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor.
Son yıllarda Çin sahil güvenlik gemileri ile Filipinler'e ait ikmal gemileri arasında Thitu Adası çevresinde gerginlikler yaşanıyor. Manila, Çin gemilerinin bölgedeki Filipin varlığına yönelik tacizlerini belgeliyor. Bu durum, Filipinler'in ABD ile savunma işbirliğini derinleştirmesine ve bölgede daha aktif bir diplomasi yürütmesine yol açtı. Yeni harita başvurusu, bu diplomatik çabaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası hukuk açısından, Birleşmiş Milletler'e sunulan haritalar tek başına egemenlik tesis etmiyor; ancak ülkelerin pozisyonlarını kayda geçirmesi ve gelecekteki olası yargı süreçlerinde delil oluşturması bakımından önem taşıyor. Filipinler, 2024 yılında da benzer bir harita güncellemesi sinyali vermişti. Bu kez atılan adımın daha kapsamlı olduğu ve Thitu Adası'nın yanı sıra diğer stratejik noktaları da içerebileceği belirtiliyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak Pekin'in geçmişte benzer girişimlere sert tepki gösterdiği biliniyor. Bölgede tansiyonun yükselmesi, ASEAN içindeki dayanışmayı da test ediyor. Filipinler, ASEAN'ın Güney Çin Denizi konusunda ortak bir tutum benimsemesini istiyor; fakat bazı üye ülkeler Çin ile ekonomik ilişkilerini önceliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Çin Denizi'nde kıyıdaş olmasa da, uluslararası deniz hukuku ve egemenlik tartışmalarına ilgi duyuyor. Filipinler'in BM'ye harita sunma girişimi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ege'deki deniz yetki alanı anlaşmazlıklarına paralel bir hukuki mücadele örneği teşkil ediyor. Ankara, uluslararası tahkim kararlarına mesafeli duruşuyla bilinirken, Manila'nın 2016 Lahey kararını desteklemesi dikkat çekici. Türkiye, bölgesel güç dengesi ve deniz ticareti güvenliği açısından Asya-Pasifik'teki gelişmeleri yakından izlemeli; zira bu tür girişimler küresel deniz hukuku normlarını şekillendirerek Türkiye'nin pozisyonunu dolaylı yoldan etkileyebilir.