Kansas City Federal Reserve Başkanı Jeff Schmid, Perşembe günü Axios'a verdiği demeçte, uzun vadeli faiz oranlarındaki dur durak bilmeyen yükselişin ekonominin daha geniş kesimlerinde etkilerini göstermeye başladığını söyledi. Schmid, "Uzun vadeli kredi piyasasını kullanan bazı sektörlerde gerilme görmeye başlıyorsunuz" ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikasında kritik bir dönemeçte olduğu sinyalini veriyor.
Uzun Vadeli Faizlerdeki Yükselişin Arka Planı
ABD'de uzun vadeli tahvil faizleri, özellikle 10 yıllık Hazine tahvili getirisi, son aylarda önemli ölçüde arttı. Bu yükselişin arkasında birkaç faktör bulunuyor: Fed'in enflasyonla mücadele kapsamında politika faizini tarihsel olarak yüksek seviyelerde tutması, buna karşın piyasanın gelecekteki faiz indirimlerine ilişkin beklentilerinin ötelenmesi ve ABD hükümetinin artan borçlanma ihtiyacı. Uzun vadeli faizler, konut kredilerinden şirket tahvillerine, otomobil kredilerinden altyapı yatırımlarına kadar geniş bir yelpazede borçlanma maliyetlerini doğrudan etkiliyor.
Schmid'in işaret ettiği "gerilme", özellikle ticari gayrimenkul, düşük kredi notlu şirketler ve borç yapılandırmasına ihtiyaç duyan sektörlerde kendini gösterebilir. Uzun süreli yüksek faiz ortamı, borç çevirme maliyetlerini artırarak iflas risklerini yükseltiyor. Fed yetkilileri, para politikasının gecikmeli etkilerinin henüz tam olarak hissedilmediğini, ancak kredi koşullarındaki sıkılaşmanın yavaş yavaş yayıldığını belirtiyor.
Öte yandan, Fed'in ikili görevi olan fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedefleri arasındaki denge hassas. Enflasyon %2 hedefine yaklaşırken, iş gücü piyasasının soğumaya başladığına dair işaretler var. Schmid'in açıklamaları, Fed'in faiz indirimlerine ne zaman başlayacağına dair belirsizliği artırıyor. Piyasalar, ilk indirimin zamanlaması konusunda bölünmüş durumda; bazı analistler yılın ikinci yarısını işaret ederken, bazıları 2025'i bulabileceğini söylüyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
ABD'deki uzun vadeli faiz hareketleri, küresel finansal koşullar üzerinde belirleyici bir etkiye sahip. Dolar cinsinden borçlanma maliyetleri arttıkça, gelişmekte olan ülkelerin dış borç yükü ağırlaşıyor ve sermaye akışları yeniden yönleniyor. Yüksek getirili ABD tahvilleri, uluslararası yatırımcılar için cazip hale gelerek gelişmekte olan piyasalardan çıkışları hızlandırabilir. Bu durum, özellikle dış finansman ihtiyacı yüksek olan ülkeler için risk oluşturuyor.
Ayrıca, uzun vadeli faizlerdeki artış, küresel hisse senedi piyasalarında dalgalanmalara yol açabilir. Şirketlerin borçlanma maliyetleri arttıkça kârlılık baskılanır ve yatırım kararları ertelenebilir. Fed'in para politikasındaki belirsizlik, diğer merkez bankalarının da politikalarını etkiliyor; Avrupa Merkez Bankası ve diğerleri, Fed'in adımlarını yakından izliyor.
Dünya ekonomisi, pandemi sonrası toparlanma, tedarik zinciri sorunları ve jeopolitik gerilimlerle zaten kırılgan bir dönemden geçerken, ABD'deki faiz belirsizliği bu kırılganlığı artırıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, yüksek borç seviyeleri ve sıkı finansal koşulların küresel büyümeyi sınırlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de uzun vadeli faizlerin yükselmesi, Türkiye ekonomisi için doğrudan sonuçlar doğuruyor. Türkiye, dış borçlanmaya bağımlı bir ekonomi olarak, küresel finansal koşullardaki sıkılaşmadan olumsuz etkilenebilir. Doların güçlenmesi ve ABD tahvil getirilerinin artması, Türkiye'nin dış finansman maliyetlerini yükseltirken, TL üzerinde de baskı oluşturabilir. Merkez Bankası'nın faiz politikası ve rezerv yönetimi açısından bu gelişme, ithalat ve enflasyon üzerinden yansıyacak. Ayrıca, küresel risk iştahındaki azalma, Türkiye'ye yönelik portföy yatırımlarını sınırlayabilir. Bu nedenle, Fed'in politikası Türkiye'nin makroekonomik istikrarı için yakından takip edilmesi gereken bir faktör olmayı sürdürüyor.