ABD Merkez Bankası (Fed) eski yöneticilerinden Randy Kroszner, kurum ile tüketiciler arasında enflasyon beklentilerine dair bir güven bunalımı yaşandığını belirtti. Bloomberg Money programında konuşan Kroszner, Fed’in son dönemde aldığı faiz kararlarının piyasalarda güven erozyonuna yol açtığını, tüketicilerin enflasyonun kontrol altına alınacağına dair inancını yitirdiğini ifade etti. Chicago Booth School of Business profesörü de olan Kroszner, “Fed’in söylemleri ile tüketicilerin hissiyatı arasında büyük bir uçurum oluştu. Bu uçurum, para politikasının etkinliğini zayıflatıyor” dedi.
Güven Sorununun Kökenleri ve Ekonomiye Yansımaları
Kroszner’a göre, Fed’in 2021 yılında enflasyonu “geçici” olarak nitelendirmesi ve ardından agresif faiz artışlarına gitmesi, güveni sarsan temel faktör. Tüketiciler, kurumun enflasyonu doğru tahmin edemediğini düşünüyor. Bu algı, uzun vadeli enflasyon beklentilerinin yükselmesine neden oluyor. Oysa Fed, beklentileri yönetmek için sözlü yönlendirmeye büyük önem veriyor. Ancak son anketler, Amerikalı hanelerin enflasyonun önümüzdeki yıllarda da yüksek kalacağını öngördüğünü gösteriyor. Bu durum, Fed’in faiz indirimi yapmasını zorlaştırıyor; çünkü beklentiler enflasyonla mücadelenin henüz tamamlanmadığına işaret ediyor.
Kroszner, güven bunalımının reel ekonomiye de yansıdığını vurguluyor: “Tüketiciler, fiyatların kontrol altına alınacağına inanmadığı için harcamalarını kısıyor, tasarrufa yöneliyor. Bu da ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Ayrıca işletmeler, belirsizlik nedeniyle yatırım kararlarını erteliyor.” 2024 yılının ilk çeyreğinde ABD ekonomisinin yavaşlama sinyalleri verdiğini hatırlatan Kroszner, “Fed’in eli kolu bağlı; faiz indirimi yaparsa enflasyon yeniden yükselebilir, faizi sabit tutarsa durgunluk riski büyüyor” yorumunda bulundu.
Küresel Boyut: Merkez Bankalarının Ortak Sorunu
Fed’in yaşadığı güven sorunu, diğer büyük merkez bankaları için de geçerli. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) de benzer bir kırılganlıkla karşı karşıya. Pandemi sonrası enflasyon şoku, merkez bankalarının kredibilitesini sorgulatıyor. Kroszner, “Tüketiciler artık merkez bankacılarının söylediklerine değil, yaptıklarına bakıyor. Bu da para politikasının etkisini azaltıyor” diyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde, döviz kurlarındaki oynaklık ve yüksek enflasyon, merkez bankalarının bağımsızlığına yönelik siyasi baskıları artırıyor. Kroszner’a göre, bu durum Fed’in kararlarını daha da önemli kılıyor; çünkü ABD faizleri, küresel sermaye akışlarını ve döviz kurlarını doğrudan etkiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed’in güven bunalımı ve faiz politikasındaki belirsizlikler, Türkiye ekonomisi açısından iki kanaldan önem taşıyor. Birincisi, ABD faizlerinin yüksek kalmaya devam etmesi, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına ve TL üzerinde baskı yaratmasına neden olabiliyor. İkincisi, küresel enflasyon beklentilerindeki bozulma, Türkiye’nin ithalat fiyatlarını ve dış ticaret dengesini olumsuz etkileyebilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı sıkı para politikası, Fed’in adımlarıyla uyumlu olmak zorunda; aksi takdirde kur oynaklığı ve enflasyonla mücadele zorlaşabilir. Ancak TCMB’nin kendi kredibilitesini artırması, Fed’in yaşadığı güven sorunundan ders çıkararak şeffaf ve öngörülebilir bir politika izlemesine bağlı.