Chicago Federal Reserve Bank Başkanı Austan Goolsbee, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) %2’lik enflasyon hedefine ulaşma yolunun “acısız olmasının pek olası olmadığını” söyledi. Goolsbee, merkez bankasının tekrarlayan ve kalıcı arz şoklarını görmezden gelemeyeceğini, bu şoklara verilecek yanıtın ekonomik zorluklara yol açabileceğini vurguladı. Goolsbee, bunu “istihdam ile enflasyon arasında stagflasyona özgü tam da o tür acı verici bir ödünleşim” olarak nitelendirdi.
Arka Plan: Fed’in Zorlu Denge Arayışı
Goolsbee’nin açıklamaları, Fed’in pandemi sonrası dönemde karşılaştığı karmaşık ekonomik tabloyu yansıtıyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik gerilimler, enflasyonu yıllarca yüksek seviyelerde tuttu. Fed, 2022’den itibaren agresif faiz artırımlarıyla enflasyonu düşürmeye çalıştı ancak son veriler enflasyonun hâlâ hedefin üzerinde seyrettiğini gösteriyor. Goolsbee, arz yönlü şokların geçici olduğunu varsaymanın artık mümkün olmadığını belirterek, merkez bankasının bu şoklara kalıcı bir politika yanıtı geliştirmesi gerektiğini ima ediyor. Bu durum, Fed’in faiz indirimleri konusunda aceleci davranmayacağı ve daha uzun süre yüksek faiz ortamının devam edebileceği anlamına geliyor.
Goolsbee’nin “stagflasyon” göndermesi, 1970’lerde yaşanan ve hem yüksek enflasyon hem de durgunluğun bir arada görüldüğü dönemi hatırlatıyor. O dönemde merkez bankaları, arz şoklarına karşı çaresiz kalmış ve işsizlik ile enflasyon arasında zor seçimler yapmak zorunda kalmıştı. Goolsbee, benzer bir senaryonun tekrarlanmasından endişe ediyor. Özellikle enerji fiyatlarındaki oynaklık, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan doğal gaz krizi ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık, arz yönlü baskıları artırıyor. Fed’in elindeki tek araç olan faiz politikası ise bu tür şoklara karşı etkisiz kalabiliyor çünkü faiz artırımı talebi düşürerek enflasyonu kontrol altına almaya çalışırken, arz kaynaklı bir şokta üretimi daha da kısıyor ve durgunluğu derinleştirebiliyor.
Öte yandan, ABD ekonomisi son çeyreklerde beklentilerin üzerinde büyüme gösterdi ve işgücü piyasası dirençli kaldı. Ancak bu durum, Fed’in enflasyonla mücadelede daha fazla faiz artırımı yapmasını gerektirebilir. Goolsbee’nin sözleri, piyasalarda Fed’in 2024’te faiz indirimine gideceğine dair beklentileri zayıflatabilir. Nitekim konuşmanın ardından vadeli işlem piyasalarında faiz indirimi olasılığı bir miktar geriledi.
Küresel Boyut: Gelişmekte Olan Piyasalar ve Türkiye
Fed’in para politikası, küresel finansal koşulları doğrudan etkiliyor. Yüksek faiz ortamı, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına, yerel para birimlerinin değer kaybetmesine ve borçlanma maliyetlerinin artmasına yol açıyor. Türkiye gibi yüksek dış borcu ve kronik enflasyon sorunu olan ülkeler için Fed’in şahin duruşu ek baskı yaratıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), son dönemde faiz artırımlarına gitmiş olsa da enflasyon hâlâ çift hanelerde ve TL değer kaybetmeye devam ediyor. Fed’in faizleri yüksek tutması, TL üzerindeki baskıyı artırarak ithal malların fiyatını yükseltebilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Ayrıca, küresel ticarette yaşanabilecek bir yavaşlama, Türkiye’nin ihracat pazarlarını daraltabilir. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı; Avrupa’da resesyon riski Türkiye’nin ihracat gelirlerini olumsuz etkileyebilir.
Goolsbee’nin uyarıları, sadece ABD için değil, dünya ekonomisi için de önemli bir sinyal. Eğer Fed, enflasyonu düşürmek için ekonomiyi yavaşlatmak zorunda kalırsa, küresel büyüme de bundan nasibini alacak. Bu da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin işini zorlaştıracak. Özellikle dış finansmana ihtiyaç duyan Türkiye, küresel risk iştahının azalmasıyla daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalabilir. Ayrıca, emtia fiyatlarındaki oynaklık, enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açığını genişletebilir. Bu nedenle, Fed’in politikaları Türkiye’nin makroekonomik istikrarı için kritik bir dış faktör olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed’in faiz politikası ve Goolsbee’nin açıklamaları, Türkiye ekonomisi için doğrudan sonuçlar doğuruyor. Yüksek ABD faizleri, TL’nin değer kaybını hızlandırabilir ve ithal enflasyonu körükleyebilir. TCMB’nin faiz artırımlarına rağmen enflasyonun kalıcılığı, stagflasyon riskini Türkiye için de gündeme getirebilir. Ayrıca, küresel ticaretteki yavaşlama, ihracat bağımlı Türk ekonomisi için risk oluşturuyor. Ancak Türkiye, son yıllarda çeşitlendirdiği ticaret ortakları ve yerli üretim hamleleriyle bu şoklara karşı direncini artırmaya çalışıyor. Yine de Fed’in “acı verici” olarak nitelendirdiği bu süreçten Türkiye’nin muaf kalması pek olası görünmüyor.