Küresel ekonomi, artan jeopolitik gerilimler, ticaret savaşları ve iklim krizi gibi çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya. Bu kritik dönemde dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri, ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, uluslararası toplumun beklediği vizyoner liderliği sunmaktan uzak görünüyor. Uzmanlar, her iki liderin de kısa vadeli siyasi ve ekonomik hedeflere odaklanarak, küresel ölçekte işbirliği gerektiren sorunlara kalıcı çözümler üretme kapasitesini zayıflattığını belirtiyor.
Küresel Ekonomik Belirsizlik ve Liderlik Boşluğu
ABD-Çin ilişkileri, son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve jeopolitik çekişmelerle şekilleniyor. Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikası, uluslararası kurumlardan ve çok taraflı anlaşmalardan uzaklaşma eğilimini sürdürüyor. Çin ise Kuşak ve Yol Girişimi gibi projelerle küresel etkisini artırmaya çalışsa da, Xi Jinping’in iç politikada artan otoriterleşme eğilimi ve ekonomik yavaşlama, Pekin’in uluslararası alandaki itibarını zedeliyor.
Dünya ekonomisi, COVID-19 salgınının ardından toparlanma sinyalleri verirken, enflasyon, borç yükü ve tedarik zinciri sorunlarıyla mücadele ediyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, küresel büyümenin yavaşladığına dikkat çekiyor. Ancak ABD ve Çin’in ortak hareket etmemesi, bu sorunlara etkili çözümler bulunmasını engelliyor. Örneğin, iklim değişikliğiyle mücadelede iki ülkenin sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütleri yetersiz kalıyor; ticaret anlaşmazlıkları ise küresel ticareti olumsuz etkiliyor.
Öte yandan, her iki liderin de iç siyasi hesapları, dış politikada uzlaşmacı adımlar atmalarını zorlaştırıyor. Trump, 2024 seçimlerine odaklanmış durumda ve tabanını memnun etmek için Çin’e karşı sert söylemlerini sürdürüyor. Xi ise parti içindeki konumunu sağlamlaştırmak ve ekonomik istikrarı korumak adına milliyetçi söylemlere ağırlık veriyor. Bu durum, iki ülkenin küresel sorunlara yapıcı katkı sunma ihtimalini azaltıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD ve Çin arasındaki rekabet, sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkiliyor. Asya-Pasifik’ten Avrupa’ya kadar birçok ülke, bu iki dev arasında denge kurmaya çalışıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ticaret savaşlarının yarattığı belirsizlikten olumsuz etkileniyor. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve finansal piyasalardaki oynaklık, kırılgan ekonomileri daha da zorluyor.
Avrupa Birliği, ABD ile Çin arasında bir denge politikası izlemeye çalışsa da, transatlantik ilişkilerdeki gerilim ve Çin’in ekonomik baskı araçlarını kullanması, AB’nin manevra alanını daraltıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Batı’nın birliği daha da önem kazanmışken, ABD ve Çin’in küresel liderlik boşluğu, otoriter rejimlere alan açıyor.
Uluslararası kurumların etkinsizleşmesi de bu tabloyu derinleştiriyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) reform çağrılarına rağmen işlevsiz kalırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki veto mekanizması, küresel krizlerde hızlı karar alınmasını engelliyor. ABD ve Çin’in bu kurumlara yönelik tutumu, çok taraflılığın geleceğini tehlikeye atıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ve Çin arasındaki rekabetten hem ekonomik hem de stratejik olarak etkileniyor. Ticaret savaşları, Türkiye’nin ihracat pazarlarını ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileyebilir; özellikle otomotiv ve tekstil sektörleri risk altında. Öte yandan, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerindeki dalgalanmalar ve Rusya’ya yakınlaşması, ABD-Çin eksenindeki belirsizlikle birleşerek Ankara’nın manevra alanını daraltıyor. Türkiye, çok kutuplu dünyada denge politikası izlemeye çalışsa da, küresel liderlik boşluğu, bölgesel istikrarsızlığı artırarak Türkiye’nin güvenlik ve ekonomi politikalarını zorlaştırıyor. Bu nedenle, Türkiye’nin uluslararası platformlarda daha aktif rol alması ve alternatif işbirliği modelleri geliştirmesi kritik önem taşıyor.