Küresel piyasalarda Fed'in para politikasına ilişkin beklentiler yeniden şekilleniyor. Petrol fiyatlarındaki hızlı yükseliş ve Fed yetkililerinin art arda yaptığı şahin açıklamalar, yatırımcıların Temmuz ayında bir faiz artırımına kesin gözüyle bakmasına yol açtı. Bu çerçevede, eski Fed Yönetim Kurulu üyesi Kevin Warsh'ın değerlendirmeleri piyasalarda geniş yankı uyandırırken, faiz artışı olasılığı neredeyse yüzde 50'ye dayanmış durumda. Warsh'ın mevcut enflasyon dinamiklerine yönelik uyarıları, Fed'in önümüzdeki toplantıda daha sıkı bir duruş sergileyebileceği endişelerini güçlendirdi.
Gelişmenin arka planı
ABD Merkez Bankası (Fed), 2022 yılından bu yana enflasyonla mücadele kapsamında agresif faiz artırımlarına imza atmış, ancak 2023 yılı sonu itibarıyla faizleri sabit tutarak bekle-gör politikası izlemeye başlamıştı. Ancak son dönemde Brent petrol fiyatlarının varil başına 90 dolar sınırına yaklaşması, enflasyonist baskıları yeniden gündeme taşıdı. Özellikle OPEC+'ın üretim kısıntılarını uzatması ve jeopolitik gerilimler, enerji maliyetlerini yukarı çekerek küresel enflasyonun kalıcı olabileceğine dair sinyaller veriyor.
Fed yetkililerinden gelen şahin açıklamalar da bu endişeleri pekiştiriyor. Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari ve Boston Fed Başkanı Susan Collins, son dönemde enflasyonun hedef olan yüzde 2 seviyesine dönmesinin zaman alabileceğini vurgulayarak faizlerin daha uzun süre yüksek kalabileceğini ima ettiler. Bu durum, piyasalarda Fed'in yıl içinde üç kez faiz indireceği yönündeki iyimser beklentileri tersine çevirdi.
Kevin Warsh ise katıldığı bir panelde, Fed'in enflasyonla mücadelede henüz zafer kazanmadığını ve Temmuz toplantısında bir faiz artırımının masada olması gerektiğini söyledi. Warsh'ın yorumları, Fed eski Başkanı Jerome Powell'ın sıkı para politikasını sürdürme sinyali verdiği Mayıs ayı FOMC toplantı tutanaklarıyla birlikte değerlendirildiğinde, faiz artışı ihtimalinin ciddiye alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Fed'in olası bir faiz artışı, sadece ABD ekonomisini değil, gelişmekte olan piyasalar başta olmak üzere tüm küresel ekonomiyi etkileyecek bir karar olacak. Doların güçlenmesine neden olacak bu hamle, Türkiye gibi yüksek dış borçlu ve cari açık veren ülkelerde sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki artışın yanı sıra Fed faizlerinin yükselmesi, küresel likidite koşullarını sıkılaştırarak kredi maliyetlerini artıracak. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer büyük merkez bankaları da benzer bir şahin duruşa geçebilir, bu da küresel ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü risk oluşturacak.
Gelişmekte olan ülkelerde, özellikle Asya ve Latin Amerika'da, kur dalgalanmaları ve enflasyon baskıları yeniden tırmanabilir. Hindistan ve Brezilya gibi büyük ekonomiler, petrolde net ithalatçı konumda oldukları için enerji fiyatlarındaki artıştan doğrudan etkileniyor. Bu ülkelerde merkez bankaları, Fed ile aynı yönde hareket etmek zorunda kalabilir. Bu durum, küresel ticaret hacmini daraltarak dünya ekonomisinin resesyona sürüklenme riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yüksek enflasyon ve cari açık sorunlarıyla mücadele ederken Fed'in olası faiz artışı, döviz kuru üzerinde ek baskı oluşturabilir. Petrol fiyatlarındaki artışla birleştiğinde enerji ithalat faturası yükselecek ve cari denge üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Ayrıca, küresel faizlerin yükselmesi, Türkiye'nin dış finansmana erişim koşullarını zorlaştırabilir ve TL varlıklara olan talebi azaltabilir. Öte yandan, Türkiye'nin son dönemde ihracatını artırma çabaları ve turizm gelirlerindeki toparlanma, bu olumsuz etkileri kısmen hafifletebilir. Ancak, Merkez Bankası'nın faiz politikasında sadeleşme adımları ve rezerv yeterliliği, olası bir sermaye çıkışı karşısında Türkiye'nin dayanıklılığını belirleyecek temel unsurlar olacak.