ABD Merkez Bankası'nın (Fed) pandemi döneminde 7 trilyon dolara ulaşan bilançosunu küçültme çabaları, eski Fed yetkilisi Kevin Warsh'ın öncülüğünde yeni bir boyut kazanıyor. Ancak uzmanlar, bu devasa varlık stokunun piyasalara etkisini tersine çevirmenin sanıldığı kadar kolay olmayacağı konusunda uyarıyor. Fed'in tahvil alım programlarıyla şişen bilançosu, faiz oranlarını düşük tutarken likiditeyi artırmıştı; şimdi ise bu politikayı geri almak, hem ABD ekonomisi hem de küresel piyasalar için kritik bir süreç.
Bilanço Küçültme Sürecinin Arka Planı
Fed, 2020’de pandemiyle mücadele kapsamında aylık 120 milyar dolarlık tahvil alımına başlamış ve bilançosunu 4 trilyon dolardan 9 trilyon dolara çıkarmıştı. 2022’de bu alımları durdurup niceliksel sıkılaştırmaya (QT) geçen banka, bilançosunu üç yılda yaklaşık 2 trilyon dolar azalttı. Ancak bu süreçte piyasalarda likidite sıkışıklığı, repo oranlarında dalgalanmalar ve 2023’teki bölgesel banka krizleri gibi yan etkiler ortaya çıktı.
Kevin Warsh, 2006-2011 arasında Fed Yönetim Kurulu üyeliği yapmış ve 2008 krizinde Fed'in bilanço politikalarının şekillenmesinde rol oynamıştı. Warsh'ın önerdiği yeni plan, bilançonun büyüklüğünü değil, vade yapısını değiştirmeye odaklanıyor. Kısa vadeli tahvillerin bilançoda daha büyük pay alması, uzun vadeli faizlerin piyasa tarafından belirlenmesine imkan tanıyabilir. Ancak bu geçiş, mevcut 2,7 trilyon dolarlık hazine bonosu stokunun yönetimini de zorlaştırabilir.
Uzmanlar, 2025 itibarıyla bilanço küçültmenin hızlanmasıyla birlikte bankacılık sistemindeki rezervlerin kritik seviyelere düşebileceğini belirtiyor. 2024’te başlayan QT yavaşlamasına rağmen, Fed’in elindeki mortgage destekli menkul kıymetlerin (MBS) vadesi dolarken bu varlıkların yerine hazine tahvili alınmaması, piyasada arz fazlası yaratabilir.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Fed’in bilanço politikaları, sadece ABD’yi değil, gelişmekte olan ülkeleri de doğrudan etkiliyor. ABD faizlerindeki artış, doların güçlenmesine ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden olurken, Türkiye gibi ülkelerde döviz kurları üzerinde baskı yaratıyor. Ayrıca Fed’in bilanço küçültmesi, küresel likiditenin daralmasına yol açarak yatırımcıların risk iştahını azaltıyor. Bu durum, yabancı yatırıma ihtiyaç duyan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırıyor. Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası benzer süreçleri yaşarken, Fed’in adımları küresel faiz koridorunu şekillendiriyor.
Warsh’ın planı, 2008 sonrası döneme kıyasla daha fazla piyasa müdahalesi içerse de, bu kez farklı bir zorluk var: Pandemi sonrası yüksek enflasyon ve işgücü piyasasındaki dengesizlikler. Enflasyonun hedefe yaklaşmasına rağmen, Fed’in bilançosunun GSYİH’ya oranı hala yüzde 25’in üzerinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed’in bilanço küçültme süreci, Türkiye ekonomisi için düşük faiz politikasının sürdürülebilirliği açısından kritik. ABD faizlerinin yüksek kalması, TL’deki değer kaybını tetikleyebilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarındaki azalma, Türkiye’nin cari açığını finanse etme kabiliyetini etkileyebilir. Ancak Fed’in yavaş ve öngörülebilir bir politika izlemesi, Türkiye’nin Merkez Bankası’na politika alanı açabilir. Yine de, küresel likiditedeki daralma, Türk varlıklarına olan talebi düşürerek risk primini artırabilir.