Fas, on binlerce göçmenin İspanya'ya bağlı Ceuta kentine geçişinin ardından yaşanan göç krizinde sorumluluğu olduğunu reddetti. Olayların başlamasından dört gün sonra, ölü sayısı 100'e yaklaşırken, bölgede insani kriz derinleşiyor. İspanyol ve Fas makamları arasında karşılıklı suçlamalar sürerken, göçmenlerin büyük bölümü Fas'a geri gönderildi, ancak kayıplar ve ölümlerle ilgili soruşturmalar devam ediyor.
Göç Dalgasının Arka Planı
Geçtiğimiz Pazartesi günü, yaklaşık 10 bin kişi Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki Ceuta kentine yüzerek veya kara yoluyla geçmeyi başardı. Bu sayı, iki ülke arasındaki en büyük göç dalgası olarak kayıtlara geçti. Göçmenlerin çoğu, Fas'ın kuzeyindeki Fnideq kenti yakınlarından deniz yoluyla ya da sınır duvarını aşarak Ceuta'ya ulaştı. İspanyol hükümeti, Fas'ın sınır kontrolünü bilinçli olarak gevşettiğini iddia ederken, Fas yönetimi bu suçlamaları reddederek olayların "provokasyon" olarak nitelendirdiği bir durumdan kaynaklandığını savundu.
Ceuta'ya ulaşan göçmenlerin büyük bölümü genç erkeklerden oluşuyor. İspanya, göçmenleri barındırmak için spor salonları ve askeri kışlaları kullanırken, bazı göçmenler derhal Fas'a geri gönderildi. Ancak insan hakları örgütleri, geri göndermelerin yasal prosedürlere uygun olmadığını ve göçmenlerin kötü muameleye maruz kaldığını bildiriyor. Öte yandan, Fas'ın güneyindeki Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin yanı sıra Suriyeli ve Yemenli mültecilerin de bulunduğu kalabalığın, daha iyi ekonomik koşullar arayışında olduğu belirtiliyor.
İspanya İçişleri Bakanlığı, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, hafta boyunca 7 bin 500'den fazla göçmenin Fas'a iade edildiğini, Ceuta'da kalan yaklaşık 2 bin 500 kişinin ise geçici barınma merkezlerinde tutulduğunu duyurdu. Ancak, kayıplara ilişkin net bir rakam verilmedi. Sivil toplum kuruluşları, denizde boğulan ya da kara sınırında ölenlerin sayısının resmi açıklamalardan çok daha yüksek olduğunu iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, İspanya-Fas ilişkilerinde son yılların en ciddi krizine işaret ediyor. İki ülke, Batı Sahra'nın statüsü, balıkçılık anlaşmaları ve düzensiz göçle mücadele konularında uzun süredir hassas bir denge üzerinde yürüyor. Fas'ın, göçmen akınını İspanya'ya siyasi baskı aracı olarak kullandığı yönündeki yorumlar, Madrid ile Rabat arasındaki gerilimi daha da artırıyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Fas'ı "sınırlarını koruma yükümlülüğünü ihlal etmekle" suçlarken, Fas Dışişleri Bakanı Naser Bourita, ülkesinin Avrupa için bir "jandarma" olmadığını söyledi.
Avrupa Birliği (AB), göçün yönetimi konusunda İspanya'ya destek ifade etse de, Rusya ile yaşanan gerilimler ve COVID-19 sonrası ekonomik toparlanma süreci, göç konusunu üye ülkeler arasında ikinci plana itmiş durumda. Ancak uzmanlar, bu olayın AB'nin ortak göç politikası ihtiyacını yeniden gündeme getirebileceğini belirtiyor. Öte yandan, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), göçmenlerin korunması çağrısında bulunarak, tüm tarafları uluslararası hukuka uymaya davet etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin göç politikası açısından önemli çıkarımlar içeriyor. Türkiye, 2016 AB-Türkiye mutabakatı kapsamında düzensiz göçü engellemek için önemli bir rol üstlenmiş ve bu süreçte mali destek almıştı. Fas'ın göç akınını bir siyasi baskı aracı olarak kullandığına dair iddialar, Türkiye'nin de zaman zaman benzer eleştirilere maruz kaldığı bir konudur. Bu nedenle, Türkiye'nin sınır güvenliği ve göç yönetimi politikalarını uluslararası hukuk ve insan hakları standartlarıyla uyumlu şekilde sürdürmesi önem taşıyor. Ayrıca, Avrupa'nın göç konusunda yaşadığı bu tür krizler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde elini güçlendirebilir; ancak kalıcı bir çözüm için işbirliğinin şart olduğu açıktır.