Fas, Çarşamba günü Gazze Şeridi'nde faaliyet gösterecek Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) üst düzey subaylar göndererek katılma kararı aldı. Anadolu Ajansı'nın bildirdiğine göre, anlaşma Fas Dışişleri Bakanı Nasser Bourita'nın ev sahipliğinde Rabat'ta düzenlenen bir toplantıda imzalandı. Anlaşma kapsamında Fas, ISF ortak komutanlığına kıdemli subaylar atayacak ve bu subaylar Gazze'deki istikrar operasyonlarının planlanması ve koordinasyonunda görev alacak. Bu adım, Fas'ın Filistin meselesindeki geleneksel duruşunu ve bölgesel güvenlik mimarisindeki artan rolünü yansıtıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Fas'ın Filistin Politikası ve ISF'nin Amacı
Fas, tarihsel olarak Filistin davasına destek veren ve Kudüs'teki İslami Eserler İdaresi'nin koruyuculuğunu üstlenen bir ülke olarak biliniyor. Kral 6. Muhammed, Filistinlilerin haklarını savunurken aynı zamanda İsrail'le normalleşme sürecinde de rol oynuyor. 2020'de ABD'nin arabuluculuğunda İsrail'le ilişkilerini normalleştiren Fas, Batı Sahra meselesinde ABD'nin desteğini alabilmek için bu adımı atmıştı. Ancak Gazze'deki savaş ve insani kriz, Fas'ın daha aktif bir rol oynamasına neden oldu.
Uluslararası İstikrar Gücü (ISF), Gazze Şeridi'nde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi, insani yardımların dağıtımı ve temel hizmetlerin yeniden tesis edilmesi amacıyla oluşturulmuş bir çokuluslu güç. ISF'nin bileşimi ve yetki alanı henüz tam olarak netleşmemiş olsa da, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve bazı Avrupa ülkelerinin de katılımı bekleniyor. Fas'ın bu güce katılması, özellikle Arap dünyasında İsrail'le normalleşen ülkeler arasında bir dayanışma mesajı olarak yorumlanıyor.
Anlaşma, Fas Dışişleri Bakanı Bourita ile ISF yetkilileri arasında yapılan görüşmelerin ardından imzalandı. Bourita, anlaşmanın ardından yaptığı açıklamada, “Fas, Gazze halkının yanında olmaya devam edecek. Bu katılım, bölgesel barış ve istikrara katkıda bulunma arzumuzun bir parçasıdır” dedi. Fas'ın katkısı, öncelikle lojistik ve danışmanlık hizmetlerini kapsayacak, ancak ilerleyen dönemde sahadaki varlığın artması bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ortadoğu Dengeleri ve Normalleşme Süreci
Fas'ın ISF'ye katılımı, Ortadoğu'da İsrail'le normalleşme sürecinin bir parçası olarak görülüyor. 2020'deki İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde Fas, BAE, Bahreyn ve Sudan'la birlikte İsrail'le ilişkilerini normalleştirmişti. Bu süreç, Filistin yönetimi tarafından eleştirilse de, ABD ve İsrail tarafından destekleniyor. Fas'ın Gazze'deki bir uluslararası güce katılması, normalleşmenin sadece diplomatik düzeyde kalmadığını, güvenlik iş birliğine de dönüştüğünü gösteriyor.
Bölgesel aktörlerin tepkileri farklılık gösteriyor. İsrail, Fas'ın katılımını memnuniyetle karşılarken, Filistin yönetimi temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Hamas ise, ISF'nin İsrail işgalini meşrulaştıracağı gerekçesiyle karşı çıkıyor. Mısır ve Ürdün gibi Filistin meselesinde daha merkezi rol oynayan ülkeler, bu girişimi destekleyici açıklamalar yaparken, İran ve Suriye gibi ülkeler eleştiriyor. Fas'ın bu adımı, aynı zamanda Batı Sahra meselesinde uluslararası destek arayışıyla da bağlantılı: Fas, ISF'ye katılarak Batılı ülkeler nezdinde güvenilir bir ortak imajı pekiştirmeyi hedefliyor.
Küresel boyutta ise, ISF'nin kurulması Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin gündeminde. ABD ve Avrupa Birliği gücü desteklerken, Rusya ve Çin temkinli yaklaşıyor. Fas'ın katılımı, ISF'nin meşruiyetini artırabilir ve diğer Arap ülkelerini de benzer adımlar atmaya teşvik edebilir. Ancak, Gazze'deki insani krizin derinleşmesi ve ateşkesin kırılgan yapısı, ISF'nin etkinliğini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fas'ın Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'ne katılması, Türkiye'nin Filistin politikası ve bölgesel stratejisi açısından önemli bir gelişme. Türkiye, uzun süredir Gazze'de kalıcı bir ateşkes ve insani yardım koridoru açılması için çaba gösteriyor. Fas'ın bu girişimi, İsrail'le normalleşen Arap ülkelerinin Filistin meselesinde daha aktif rol alması anlamına geliyor; bu durum, Türkiye'nin bölgedeki yalnızlığını azaltabilir. Ancak ISF'nin yapısı ve İsrail'le koordinasyonu, Türkiye'nin Hamas'la ilişkileri ve Filistin davasına verdiği destekle çelişebilir. Türk yetkililer, ISF'nin bağımsız bir barış gücü mü yoksa İsrail çıkarlarını koruyan bir mekanizma mı olacağını yakından izlemeli. Ankara'nın, bu süreçte Filistin yönetimi ve Hamas'la koordineli hareket ederek kendi insani ve siyasi girişimlerini sürdürmesi bekleniyor.