Ev satışında yeni bir trend, alıcıların mahremiyetini ciddi biçimde tehdit ediyor: Satıcılar, potansiyel alıcıları görüntülü ve sesli olarak kaydediyor. The New York Times'ın haberine göre, özellikle pandemi sonrası dönemde yaygınlaşan bu uygulama, ev gezme süreçlerini adeta bir reality show'a dönüştürüyor. Uzmanlar, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kaydedilen alıcıların, bu kayıtların nasıl kullanıldığını bilmediğini ve bunun ciddi güvenlik açıkları yarattığını vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Gözetim Kapitalizmi Konuta Sızdı
Son yıllarda teknoloji şirketlerinin veri toplama pratikleri 'gözetim kapitalizmi' olarak adlandırılıyor. Bu pratik artık konut piyasasına da sızdı. Emlak sektöründe faaliyet gösteren danışmanlık firmaları, özellikle lüks segmentte satıcıların güvenlik gerekçesiyle evlerine kamera sistemleri kurduğunu ve bu sistemlerin gösterim sırasında aktif olduğunu aktarıyor. Bazı satıcılar, alıcıların davranışlarını analiz edip pazarlık stratejisi geliştirmek için bu kayıtları kullandıklarını bile itiraf ediyor.
Öte yandan, kayıt altına alınan alıcıların çoğu bu durumdan haberdar değil. Ev gösterimine gelen bir kişinin yüz ifadesi, hangi odalara daha çok ilgi gösterdiği, hatta eşiyle yaptığı özel konuşmalar bile kaydedilebiliyor. Bu verilerin ne kadar süre saklandığı, kimlerle paylaşıldığı ise tamamen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) bazı eyaletler, bir kişinin rızası olmadan kaydedilmesini suç sayarken, birçok eyalette bu konudaki yasalar yetersiz kalıyor. Emlak uzmanları, bu durumun hem etik hem de hukuki açıdan gri bir alan oluşturduğunu belirtiyor.
Konut piyasasında rekabetin arttığı dönemlerde satıcılar, alıcıların niyetini daha iyi anlamak için bu tür yöntemlere başvurabiliyor. Uzmanlar, 'alıcının gözünden evi görmek' olarak pazarlanan bu uygulamanın, aslında kişisel verilerin izinsiz toplanması anlamına geldiğini ve ciddi bir mahremiyet ihlali olduğunu söylüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Mahremiyet Hakkı Küresel Bir Mesele
Bu sorun yalnızca ABD'ye özgü değil. Avrupa Birliği ülkelerinde Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) kapsamında kişisel verilerin korunması daha sıkı kurallara bağlanmış durumda. Ancak emlak sektöründe bu kuralların uygulanması hâlâ tartışmalı. Örneğin, Almanya'da bir satıcının evini gösterirken kamera kaydı yapması, gizlilik yasalarına aykırı bulunabiliyor. Buna karşın, Türkiye dahil birçok ülkede bu konuda açık bir düzenleme bulunmuyor.
Uzmanlar, bu tür gözetim uygulamalarının yalnızca konut satışıyla sınırlı kalmadığını, araç kiralama, kısa süreli konaklama gibi alanlarda da benzer yöntemlerin kullanıldığına dikkat çekiyor. Akıllı ev teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, ev içinde bulunan kamera ve mikrofonların yetkisiz erişime açık hale gelme riski de artıyor. Bu durum, siber güvenlik açısından da yeni tehditler doğuruyor. Bir siber saldırgan, ele geçirdiği ev kameraları aracılığıyla hem satıcının hem de alıcının özel hayatını işgal edebilir.
Küresel ölçekte mahremiyet hakkı, dijital çağın en önemli insan hakları mücadelelerinden biri haline geldi. Birleşmiş Milletler (BM) 2021'de yayımladığı raporda, dijital gözetimin bireylerin özgürlükleri üzerindeki etkisine dikkat çekmişti. Konut satışında yaşanan bu gelişme, mahremiyetin yalnızca devlet gözetiminden değil, bireysel aktörlerden de korunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de konut satış süreçlerinde giderek yaygınlaşan akıllı ev sistemleri ve güvenlik kameraları açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Ülkemizde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK), kişisel verilerin işlenmesinde açık rıza şartını arıyor. Ancak emlak sektöründe yapılan gösterimlerde bu kuralın ne ölçüde uygulandığı denetlenmiyor. Türkiye'deki alıcıların, satıcıların olası kayıt cihazlarına karşı bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, bu konudaki yasal boşlukların doldurulması, hem vatandaşların mahremiyetini koruyacak hem de sektörün güvenilirliğini artıracaktır.