Etiyopya ve Eritre, kuzey bölgesindeki çatışmaların şiddetlenmesi üzerine diplomatik ilişkilerini kesti. Etiyopya güçleri, kuzey bölgelerde isyancı gruplarla yoğun çatışmalar yaşarken, Eritre ile sınırda gerilim artıyor. Bu karar, iki ülke arasındaki ilişkilerin 2018'deki barış anlaşmasına rağmen yeniden bozulduğunu gösteriyor. Çatışmalar, başta Tigray olmak üzere kuzey bölgelerinde yoğunlaşıyor ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Gelişmenin arka planı
Etiyopya ve Eritre arasındaki diplomatik ilişkiler, 1998-2000 yılları arasındaki sınır savaşının ardından uzun yıllar boyunca gergin kaldı. 2018 yılında Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in Eritre'ye yaptığı ziyaret ve ardından imzalanan barış anlaşması, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesini sağlamıştı. Ancak 2020'de Tigray bölgesinde başlayan çatışmalar, bu kırılgan barışı tehdit etti. Eritre, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne (TPLF) karşı Etiyopya hükümetini desteklemekle suçlandı ve bu durum ilişkileri yeniden gerdi. Son aylarda ise Eritre'nin, Etiyopya'nın kuzeyindeki isyancı gruplara destek verdiği iddiaları ortaya atıldı. Etiyopya hükümeti, Eritre'nin bu gruplara silah ve lojistik destek sağladığını öne sürerken, Eritre bu suçlamaları reddediyor. Karşılıklı suçlamalar, diplomatik kanalların tamamen kapanmasına yol açtı.
Uzmanlara göre, bu kopuş, Afrika Boynuzu'ndaki güç dengelerini derinden etkileyecek. Etiyopya, iç çatışmalarla boğuşurken, Eritre ile olan sınırını güvence altına almakta zorlanıyor. Eritre ise, uluslararası yaptırımlar ve izolasyonla mücadele ederken, Etiyopya ile olan ilişkilerin kopması, bölgedeki yalnızlığını artırabilir. Ayrıca, her iki ülke de Kızıldeniz'e kıyısı olması nedeniyle stratejik öneme sahip. Çatışmaların deniz ticaret yollarına sıçrama riski, uluslararası toplumun endişelerini artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Etiyopya ve Eritre arasındaki gerilim, sadece iki ülkeyi değil, tüm Afrika Boynuzu'nu etkiliyor. Bölgede son yıllarda artan istikrarsızlık, Sudan, Güney Sudan, Somali ve Cibuti gibi ülkeleri de olumsuz etkiliyor. Özellikle Sudan'daki iç savaş ve Somali'deki El Kaide bağlantılı El Şebab örgütünün varlığı, bölgesel güvenlik mimarisini zayıflatıyor. Etiyopya, bölgede önemli bir askeri güç olarak, istikrarın sağlanmasında kilit rol oynuyordu. Ancak iç çatışmalar, ülkenin bu rolünü zayıflattı. Eritre'nin ise, Kızıldeniz'deki stratejik konumu nedeniyle Körfez ülkeleri ve küresel güçler için önemi büyük. Son yıllarda BAE ve Suudi Arabistan, Eritre'de askeri üsler kurarak bölgedeki etkinliğini artırmıştı. Bu durum, Eritre'nin Etiyopya ile ilişkilerinin bozulmasının, Körfez ülkeleri ve Batı arasındaki rekabeti de etkileyebileceği anlamına geliyor.
Uluslararası toplum, Etiyopya ve Eritre arasındaki gerilimin daha fazla tırmanmasından endişeli. Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği, taraflara itidal çağrısı yaparken, diplomatik çözüm için çaba sarf ediyor. Ancak, her iki ülkenin de uluslararası çağrılara kulak vermemesi, çatışmanın uzun süreli olabileceğini gösteriyor. ABD ve AB, Eritre'ye yönelik yaptırımları tartışırken, Etiyopya'daki iç çatışmalar nedeniyle insani krizin derinleşmesinden endişe ediyor. Bölgede yaşanan insani dram, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve açlık riskiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Etiyopya ve Eritre arasındaki diplomatik kopuş, Türkiye'nin Afrika Boynuzu politikalarını da yakından ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da açılım politikası kapsamında Etiyopya ve Eritre ile ilişkilerini geliştirmiş, ekonomik ve ticari işbirliğini artırmıştı. Özellikle Etiyopya, Türk müteahhitlik firmalarının önemli pazarlarından biri. Bölgedeki istikrarsızlık, Türk yatırımlarını ve ticari faaliyetleri olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Eritre'nin Kızıldeniz'deki stratejik konumu, Türkiye'nin deniz ticareti güvenliği açısından önemli. Türkiye, bölgede barış ve istikrarın korunması için diplomatik girişimlerde bulunabilir. Ancak, iç çatışmalar ve insani kriz, Türkiye'nin insani yardım faaliyetlerini de zorlaştırabilir. Türkiye'nin, Afrika Boynuzu'ndaki gelişmeleri yakından takip ederek, bölgesel aktörlerle diyaloğunu sürdürmesi gerekiyor.