Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Başkan Donald Trump'ın İran'la müzakerelerde bir noktada 'kurşunu ısırıp kötü bir anlaşma' yapmak zorunda kalacağını söyledi. Biden yönetimindeki görev süresi boyunca İran dosyasının merkezinde yer alan Sullivan, Tahran'ın müzakerelerdeki elini giderek güçlendirdiğine ve ABD'nin seçeneklerinin daraldığına dikkat çekti. Bu açıklama, İran'ın nükleer programındaki ilerlemeler ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
Sullivan, geçtiğimiz günlerde katıldığı bir panelde yaptığı konuşmada, Trump'ın İran politikasının sürdürülemez olduğunu savundu. Eski danışman, “İran, müzakerelerdeki kozlarını artırıyor. Artık ABD'nin elinde çok fazla seçenek yok; Trump bir noktada kurşunu ısırıp kötü bir anlaşma yapmak zorunda kalacak” ifadelerini kullandı. Sullivan, İran'ın nükleer tesislerindeki faaliyetlerini hızlandırdığını ve uranyum zenginleştirme seviyesini yükselttiğini, bu durumun ABD'yi zamanla yarıştırdığını belirtti.
Biden yönetimi döneminde, 2015 nükleer anlaşmasına (JCPOA) geri dönüş için müzakereler yürütülmüş ancak sonuç alınamamıştı. Trump'ın 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulamaya başlamasının ardından İran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya almıştı. Sullivan'ın yorumları, Trump'ın “maksimum baskı” politikasının başarısız olduğu yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Uzmanlar, İran'ın şu an sahip olduğu nükleer bilgi birikimi ve altyapı nedeniyle önceki anlaşmaya geri dönmenin artık mümkün olmadığını, bu yüzden yeni bir çerçevenin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sullivan, konuşmasında ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiğini hatırlattı. Ancak Sullivan, askeri müdahalenin bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği ve küresel enerji piyasalarını altüst edebileceği konusunda uyardı. “İran'la bir çatışma, sadece Ortadoğu'yu değil, tüm dünya ekonomisini etkiler. Bu nedenle diplomasi kaçınılmaz” dedi.
İran'ın nükleer programındaki ilerlemeler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarına da yansıyor. UAEA, İran'ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum ürettiğini doğrularken, bu oran silah yapımına yakın bir seviye olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, hem ABD hem de Avrupa ülkeleri için alarm zilleri çaldırıyor. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın İran'la ekonomik iş birliğini derinleştirmesi, Batı'nın yaptırım politikalarının etkisini sınırlıyor. Sullivan, bu jeopolitik tablonun Trump'ın elini zorlaştırdığını ve “kötü bir anlaşmanın” aslında en iyi seçenek olabileceğini ima etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir etki yaratmasa da bölgesel güvenlik ve enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran'la komşu olan ülkelerden biri olarak, nükleer bir krizin veya askeri çatışmanın doğrudan etkileneceği ülkeler arasında yer alıyor. Olası bir ABD-İran anlaşması, yaptırımların hafiflemesi ve İran'ın enerji ihracatının artması anlamına gelebilir; bu da Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitlenme sağlayabilir. Ayrıca, bölgede istikrarın sağlanması, Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik risklerini azaltabilir. Ankara, Tahran ve Washington arasındaki denge politikasını sürdürürken, bu süreçte diplomatik girişimlerini artırabilir.