Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın ilk döneminde danışmanlık yapan Caroline Sunshine, Başkan Yardımcısı JD Vance'in ABD ile İran arasında imzalanan ancak başarısız olan mutabakat zaptı (MoU) nedeniyle kasten 'günah keçisi' olarak öne sürüldüğünü öne sürdü. Sunshine, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Vance'in Beyaz Saray'da anlaşmayı savunmakla görevlendirildiğini ancak başarısızlık durumunda sorumluluğun ona yıkılmasının planlandığını belirtti. Bu iddia, Trump yönetiminin İran politikasındaki iç çekişmeleri ve Vance'in olası 2028 başkanlık adaylığı öncesinde siyasi kariyerine yönelik endişeleri gündeme getirdi.
Gelişmenin arka planı
Caroline Sunshine, Trump yönetiminde Beyaz Saray Stratejik İletişim Direktörü olarak görev yapmış bir isim. Sunshine, Fox News'e verdiği röportajda, "Bence şimdi JD Vance'in neden MoU'yu satmaya gönderildiğini anlıyoruz. O, başarısızlığın faturasını taşıması için kurban edildi" dedi. Vance, Ocak 2025'te göreve başladıktan kısa süre sonra, ABD ile İran arasında nükleer program ve bölgesel gerginlikleri azaltmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı üzerinde çalışmaya başlamıştı. Anlaşma, Trump'ın "Amerika Birinci" politikası çerçevesinde şekillendirilmiş olsa da, hem Cumhuriyetçi Parti içinden hem de uluslararası kamuoyundan sert eleştiriler almıştı. Anlaşmanın İran'a fazla taviz verdiği ve bölgedeki İsrail ve Suudi Arabistan gibi müttefikleri tehlikeye attığı yönünde endişeler dile getirilmişti.
Sunshine'ın iddiası, Beyaz Saray'da Trump ve ekibi arasında yaşanan güç mücadelesine ışık tutuyor. Vance, Trump'ın 2024 seçim kampanyasında önemli bir rol oynamış ve başkan yardımcılığına getirilmişti. Ancak son aylarda Trump'ın kendisini "gölgede bırakan" yardımcılarına karşı tedbirli davrandığı biliniyor. Sunshine'a göre, Vance'in anlaşmayı kamuoyu önünde savunmaya zorlanması, Trump'ın kendisini olası bir başarısızlıktan koruma stratejisinin parçasıydı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran mutabakatı, Trump'ın ilk döneminde imzalanan ancak hiçbir zaman tam olarak uygulanamayan bir anlaşmaydı. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlamasını ve bölgedeki milis gruplara verdiği desteği azaltmasını öngörüyordu. Buna karşılık ABD, İran'a yönelik bazı yaptırımları hafifletmeyi taahhüt ediyordu. Ancak anlaşma, Kongre'de onaylanamadı ve İran'ın anlaşma şartlarını ihlal ettiği iddialarıyla rafa kalktı.
Başarısızlık, ABD'nin Ortadoğu'daki itibarını zedelerken, bölgesel güçler arasında yeni bir gerginlik dalgasına yol açtı. İsrail, anlaşmayı tehlikeli bir taviz olarak nitelendirirken, Suudi Arabistan da ABD'nin İran'a karşı tutumunun yumuşamasından rahatsız oldu. Öte yandan, Avrupa Birliği, anlaşmanın başarısızlığının diplomatik çözüm umutlarını zayıflattığını belirtti. İran ise anlaşmanın çöküşünden ABD'yi sorumlu tutarak nükleer faaliyetlerini hızlandırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin İran ve ABD ile olan ilişkileri açısından kritik bir dönemde yaşanıyor. Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmamış ve iki ülke arasında arabuluculuk rolü üstlenmişti. ABD-İran anlaşmasının başarısız olması, Türkiye'nin enerji ticareti ve bölgesel güvenlik gibi konularda İran'la iş birliğini zorlaştırabilir. Aynı zamanda, ABD yönetimindeki iç çekişmeler, Türkiye'nin Washington'la ilişkilerinde belirsizliği artırıyor. Vance'in saf dışı bırakılması, Trump'ın ikinci döneminde daha öngörülemez bir dış politika izleyeceğine işaret edebilir. Türkiye'nin bu süreçte diplomatik dengeleri koruması ve her iki tarafla da iletişim kanallarını açık tutması stratejik önem taşıyor.