Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve 2015 İran nükleer anlaşmasının baş müzakerecisi Jake Sullivan, Washington ile Tahran arasındaki gerginliğin ardından şekillenen 'yeni normal' kavramını değerlendirdi. NPR'a konuşan Sullivan, ABD'nin son haftalarda İran'a yönelik hava saldırıları ve İran'ın misillemeleri arasında, taraflar arasında dolaylı da olsa bir diyalog kanalının açık kaldığını belirtti. Sullivan, 'Karşılıklı caydırıcılık ve angajman sınırları yeniden çiziliyor. Bu, tam bir kopuş değil; kontrollü bir gerilim yönetimi dönemi' ifadelerini kullandı. Ateşkes görüşmelerinin devam ettiğini ancak tarafların birbirine güvensizliğinin masadaki en büyük engel olduğunu vurguladı.
Gerilim ve diplomasi arasında ince çizgi
ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) geçtiğimiz günlerde Suriye'de İran destekli gruplara yönelik hava saldırıları düzenlemesi, bölgede tansiyonu yeniden yükseltti. Buna karşılık İran, Basra Körfezi'nde askeri tatbikatlarla yanıt verdi. Ancak Sullivan, bu karşılıklı hamlelerin kontrollü olduğunu ve tarafların doğrudan bir savaştan kaçınmak istediğini söyledi. 'Hem ABD hem de İran, kırmızı çizgileri test ediyor ama aynı zamanda diplomasiye alan bırakıyor' diyen Sullivan, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) yeniden canlandırılması için Avrupa Birliği ve Katar'ın arabuluculuk çabalarının sürdüğünü de ekledi. Özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve uluslararası yaptırımlar konusunda taraflar arasında 'bir çerçeve anlayışı' oluştuğunu ancak nihai bir anlaşmadan uzak olunduğunu belirtti.
Analistler, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, İran'ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel milis güçlerini kontrol altına almak için hem askeri caydırıcılığı hem de diplomatik kanalları bir arada kullandığına dikkat çekiyor. Sullivan'a göre bu 'ikili strateji', kısa vadede istikrar sağlasa da uzun vadede sürdürülebilir bir çözüm için yeterli değil.
Bölgesel dengeler ve küresel yansımalar
ABD-İran gerginliği, yalnızca Orta Doğu'yu değil, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı. Sullivan, 'Petrol fiyatlarındaki oynaklık, hem ABD ekonomisi hem de Avrupa için risk oluşturuyor. Bu nedenle Washington, deniz güvenliğini sağlamak için Körfez ülkeleriyle koordinasyon halinde' dedi. Ayrıca İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri müdahalesinin bölgesel savaş riskini artırabileceğini, bu nedenle ABD'nin İsrail'i sakinleştirme çabalarının önemli olduğunu vurguladı. Rusya ve Çin'in ise İran'la askeri ve ekonomik iş birliğini derinleştirdiği bir ortamda, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının etkinliği sorgulanıyor. Sullivan, 'Çok kutuplu bir dünyada İran sorunu, ABD'nin tek başına çözemeyeceği kadar karmaşık hale geldi' yorumunda bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki gerginlik ve 'yeni normal' arayışı, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak'tan karşılarken, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kriz enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca Suriye ve Irak'taki İran destekli grupların varlığı, Türkiye'nin sınır güvenliği ve PKK ile mücadelesi açısından hassas bir denge unsuru. Ankara, hem Washington'la ittifak ilişkilerini korumak hem de İran'la komşuluk ve ticaret bağlarını sürdürmek zorunda. Bu nedenle Türkiye, bölgesel istikrarı bozacak herhangi bir askeri çatışmadan kaçınılmasından yana. Yakın dönemde Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenmesi veya enerji koridoru projelerinde alternatif rotalar geliştirmesi gündeme gelebilir.