Eski İngiltere Başbakanı David Cameron’un yakın danışmanlarından Steve Hilton, Kaliforniya valilik yarışında ikinci tura kalmayı başardı. Cumhuriyetçi aday Hilton, ön seçimde milyarder iş insanı Tom Steyer’ı geride bırakarak, Kasım ayında yapılacak genel seçimde Demokrat aday Xavier Becerra ile karşı karşıya gelecek. Kaliforniya’nın başkenti Sacramento’da açıklanan resmi sonuçlara göre, Hilton’un ikinci tura kalması, eyaletin son yıllardaki en rekabetçi valilik seçimlerinden birine işaret ediyor. Becerra ise mevcut Vali Gavin Newsom’un görev süresini tamamlayamaması nedeniyle geçici olarak göreve gelmişti ve şimdi koltuğu kalıcı olarak elde etmek istiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Steve Hilton, 2010-2015 yılları arasında David Cameron’un baş stratejisti olarak görev yapmış ve Brexit referandumu öncesinde de etkili bir figür olarak biliniyordu. Kaliforniya’ya taşındıktan sonra siyasete atılan Hilton, göçmenlik karşıtı söylemleri ve serbest piyasa yanlısı politikalarıyla dikkat çekiyor. Ön seçimde, Demokrat Parti’nin güçlü adaylarından Tom Steyer’ı geride bırakması, Hilton’un Cumhuriyetçi tabanı harekete geçirme becerisini gösteriyor. Steyer, iklim değişikliğiyle mücadele ve sosyal adalet konularında geniş bir kampanya yürütmüş, ancak yeterli desteği toplayamamıştı. Bu sonuç, Kaliforniya’da Cumhuriyetçilerin hala güçlü bir tabana sahip olduğunu, özellikle iç kesimlerde ve kırsal bölgelerde etkili olduklarını ortaya koyuyor.
Xavier Becerra ise uzun yıllar Kongre üyesi olarak görev yapmış, ardından Başkan Joe Biden döneminde Sağlık Bakanı olarak Washington’da bulunmuş deneyimli bir siyasetçi. Becerra’nın valilik kampanyası, sağlık hizmetlerine erişim, çevre koruma ve eğitim yatırımları gibi konulara odaklanıyor. Kaliforniya’nın büyük şehirlerinde ve kıyı bölgelerinde güçlü olan Becerra, özellikle Latin kökenli seçmenler arasında popüler. Hilton’un aksine, göçmen haklarını savunan bir profile sahip. İki aday arasındaki bu keskin farklılıklar, Kasım seçimlerinin oldukça çekişmeli geçeceğinin sinyallerini veriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kaliforniya, ABD’nin en büyük eyaleti olmasının yanı sıra, dünyanın beşinci büyük ekonomisi konumunda. Bu nedenle valilik seçimi sadece eyalet içinde değil, küresel ölçekte de yankı uyandırıyor. Hilton’un zaferi, ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin Kaliforniya gibi geleneksel olarak Demokrat kalesi sayılan bir eyalette yeniden güç kazanma arayışının bir parçası olarak görülüyor. Eğer Hilton kazanırsa, bu, 2003’te Arnold Schwarzenegger’den bu yana ilk Cumhuriyetçi vali olacak. Bu durum, özellikle göçmenlik, çevre ve teknoloji düzenlemeleri gibi konularda federal hükümetle yaşanabilecek gerilimleri artırabilir. Küresel iklim politikaları açısından da önemli olan Kaliforniya’nın, Hilton yönetiminde çevre düzenlemelerini gevşetmesi, Paris İklim Anlaşması hedeflerini olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, Becerra’nın zaferi, Demokratların eyaletteki hakimiyetini sürdürmesi anlamına gelecek. Becerra’nın sağlık reformu ve iklim politikalarındaki deneyimi, Kaliforniya’nın ulusal ve uluslararası arenada lider rolünü korumasına yardımcı olabilir. Seçim sonucu, ABD’nin iç siyasetindeki kutuplaşmanın bir yansıması olarak da değerlendiriliyor. Özellikle teknoloji devlerinin merkezi olan Silikon Vadisi’nin bulunduğu bu eyalette, düzenleme ve vergi politikaları dünya çapında etkili oluyor. Hilton’un serbest piyasa yanlısı yaklaşımı, teknoloji şirketleri tarafından memnuniyetle karşılanabilirken, Becerra’nın daha sıkı düzenleme çağrıları sektörde tedirginlik yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kaliforniya’daki valilik seçimi, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da dolaylı sonuçlar doğurabilir. ABD’nin en büyük eyaletlerinden biri olan Kaliforniya, Türk teknoloji girişimcileri ve yatırımcıları için önemli bir merkezdir. Hilton’un seçilmesi durumunda, serbest piyasa yanlısı politikaların teşvik edilmesi, Türk şirketlerinin eyaletteki iş yapma kolaylığını artırabilir. Ancak göçmenlik karşıtı söylemler, Türk vatandaşlarının vize ve oturum izni süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Küresel ölçekte ise Kaliforniya’nın iklim politikalarındaki olası bir değişiklik, Türkiye’nin de dahil olduğu Paris İklim Anlaşması’na yönelik uluslararası baskıyı azaltabilir. Bu nedenle Ankara, seçim sonuçlarını yakından takip etmeli ve olası senaryolara karşı hazırlıklı olmalıdır.