Kuzey İrlanda, 2025 yılında yaşanan toplumsal olayların bir benzeriyle daha sarsılıyor. Son haftalarda başta Belfast ve Londonderry olmak üzere birçok kentte patlak veren sokak çatışmaları, bölgedeki kırılgan barış sürecini yeniden tehdit ediyor. Olayların odağında, gençlerin polise molotofkokteyli ve taşlarla saldırdığı, araçların ateşe verildiği ve sivil halkın tedirgin olduğu görüntüler yer alıyor. Bu gelişme, 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması'yla sona eren çatışmaların gölgesinde, Kuzey İrlanda'nın hâlâ derin siyasi ve toplumsal kırılmalar taşıdığını gösteriyor.
Arka plan: Provokasyonlar ve siyasi boşluk
Şiddet dalgasının fitilini, geçtiğimiz hafta Belfast'ta düzenlenen bir yürüyüş sırasında cumhuriyetçi mahallelere yönelik sözlü ve fiziksel saldırılar ateşledi. Olaylar kısa sürede büyüyerek, polis ekiplerinin müdahalesine rağmen kontrol altına alınamadı. Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı (PSNI), son bir haftada 20'den fazla polis memurunun yaralandığını ve 30 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Ancak asıl endişe verici olan, siyasi partilerin bu şiddet karşısında sergilediği tutum. Birleşik Krallık'ın en büyük partilerinden Muhafazakâr Parti, konuya dair net bir kınama yayınlamaktan kaçınırken, Kuzey İrlanda'da koalisyon hükümetinin iki büyük ortağı Demokratik Birlik Partisi (DUP) ve Sinn Féin de birbirlerini suçlayarak olayların sorumluluğunu üstlenmekten uzak durdu.
Uzmanlara göre, siyasetçilerin suç eylemleri karşısında net bir tavır alamaması, toplumda cezasızlık algısı yaratıyor. Queen's University Belfast'tan siyaset bilimci Prof. Dr. James McAuley, "Politikacılar, mensubu oldukları toplulukları kızdırmamak için şiddeti kınamakta gecikiyor veya üstü kapalı ifadeler kullanıyor. Bu da gençler arasında şiddetin meşru bir protesto aracı olarak görülmesine yol açıyor" diyor. 2025'teki benzer olaylarda da aynı dinamik gözlemlenmişti: Siyasi partiler, kendi tabanlarına hitap etme kaygısıyla toplumsal uzlaşıdan ödün vermişti.
Bölgesel ve küresel boyut: Brexit'in yaraları hâlâ taze
Kuzey İrlanda'daki istikrarsızlık, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel bir öneme sahip. Brexit sonrası imzalanan Kuzey İrlanda Protokolü, bölgeyi Birleşik Krallık'tan ayrı bir gümrük bölgesi haline getirerek sendikalistler (Birleşik Krallık'a bağlı kalmak isteyenler) ile milliyetçiler (birleşik bir İrlanda isteyenler) arasındaki gerilimi artırmıştı. Protokol, ticaret engelleri yaratarak ekonomik sıkıntıya neden olurken, siyasi temsil krizini de derinleştirdi. Şiddet olayları, protokolün yol açtığı ekonomik ve kültürel kaygıların bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
ABD ve Avrupa Birliği, Kuzey İrlanda'daki barış sürecine verdikleri desteği yinelerken, Birleşik Krallık hükümeti ise durumu kontrol altına almakta zorlanıyor. İrlanda Başbakanı Micheál Martin, olayları "kabul edilemez" olarak nitelendirirken, İngiltere Başbakanı konuya dair henüz kapsamlı bir açıklama yapmadı. Bu sessizlik, uluslararası toplumda Londra'nın bölgedeki otoritesini sorgulamasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kuzey İrlanda'daki şiddet olayları, Türkiye'nin iç barış ve terörle mücadele politikaları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Bölgesel çatışmaların çözümünde siyasi uzlaşının kritik rolü, Türkiye'nin PKK ile mücadelede ve çözüm sürecinde benzer dinamikleri yaşaması nedeniyle dikkat çekiyor. Ayrıca, Kuzey İrlanda Protokolü'nün yol açtığı ticari belirsizlikler, AB ve Birleşik Krallık arasındaki gümrük uyuşmazlıklarının Türkiye'nin ihracatını da etkileyebileceği anlamına geliyor. Türkiye, bu süreçte diyalog ve hukukun üstünlüğünün önemini vurgulayarak, Kuzey İrlanda deneyiminden çıkarımlar yapabilir.