Eski bir Biden yönetimi yetkilisi, İsrail ile Lübnan arasında olası bir ateşkes anlaşmasında tartışılan 'pilot bölge' (pilot zones) planının sahada işlemeyeceğini söyledi. Eski Yetkili Gavito, İsrail'in Lübnan'da sınırları zorlamaya devam edeceğini ve güvenlik endişeleri nedeniyle tam bir çekilmenin olası olmadığını belirtti. Bu değerlendirme, ABD ve Fransa'nın arabuluculuk çabalarına rağmen bölgede kalıcı bir çözümün zor olduğuna işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
Eski Beyaz Saray yetkilisi Gavito'nun açıklamaları, İsrail ile Lübnan arasında varılmaya çalışılan ateşkes çabalarının merkezinde yer alan 'pilot bölge' konseptinin sorgulanmasına neden oldu. Pilor bölgeler, sınırın belirli kesimlerinde İsrail güçlerinin kademeli olarak geri çekilmesini ve yerlerine Birleşmiş Milşatlar Geçici Görev Gücü (UNIFIL) veya Lübnan ordusunun konuşlandırılmasını öngörüyor. Ancak Gavito, İsrail'in Hamas'ın 7 Ekim saldırısından bu yana kuzey sınırında Hizbullah'a karşı askeri varlığını artırdığını hatırlatarak, Tel Aviv yönetiminin 'güvenlik tamponu' oluşturma isteğinin bu planı anlamsız kılacağını ifade etti. Yetkili, 'İsrail, sınır boyunca tampon bölgeler oluşturma niyetini açıkça ortaya koydu. Bu, pilot bölgelerin kapsamını aşan bir statüko değişikliği anlamına geliyor' dedi.
Öte yandan, Lübnan hükümeti, Hizbullah'ın etkisi nedeniyle sınırı kontrol etmede zorluk yaşıyor. Beyrut yönetimi, ateşkesin ardından güney Lübnan'da devlet otoritesini tesis etme sözü verse de, Hizbullah'ın İsrail karşıtı duruşu ve bölgedeki maddi gücü bu taahhütlerin uygulanabilirliğini zora sokuyor. Gavito, 'Lübnan devleti istese bile Hizbullah'ı silahsızlandırmak veya sınırdan uzaklaştırmak kolay olmayacak. Bu gerçek, herhangi bir anlaşmanın kırılganlığını artırıyor' diye konuştu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Arabulucu ülkelerden ABD ve Fransa, İsrail-Lübnan sınırındaki gerginliği yatıştırmak için yoğun diplomatik çaba harcıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir konuşmada pilot bölgelerin geçici bir çözüm olabileceğini söylemişti. Ancak analistler, pilot bölgelerin her zaman geçici olduğunu ve kalıcı bir anlaşma olmadığı sürece bu bölgelerde istikrarın sağlanamayacağını vurguluyor. Gavito'nun yorumları, Batılı arabulucular arasında da bu planın uygulanabilirliği konusunda şüpheler olduğunu gösteriyor.
Bölgesel olarak, İran destekli Hizbullah'ın gücü ve İsrail'in askeri üstünlüğü, olası bir anlaşmanın kapsamını sınırlıyor. Geçtiğimiz yılın ekim ayında başlayan çatışmalar, sadece sınırda değil, Lübnan'ın iç siyasetinde de derin yankılar uyandırdı. Lübnan, yıllardır süren ekonomik kriz ve siyasi tıkanıklıkla boğuşurken, Hizbullah'ın savaşla meşguliyeti ülkeyi daha da istikrarsızlaştırıyor. Öte yandan, İsrail de sürekli güvenlik tehdidi altında yaşayan bir ülke olarak, kuzey sınırında Hizbullah'ın füze tehdidine karşı caydırıcılık yaratmak istiyor. ABD'nin bölgede denge politikası, bir yandan İsrail'e askeri yardım akışını sürdürürken, diğer yandan Lübnan'ı Hizbullah'tan uzaklaştırmaya çalışıyor. Ancak hem İsrail hem de Hizbullah, müzakere masasında birbirlerine güven duymuyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlığın artmasından endişe duymaktadır. Özellikle Suriye iç savaşına bağlı mülteci krizi ve bölgesel enerji projeleri açısından, Lübnan'ın kontrol edilemez hale gelmesi Ankara'nın güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiler. Türkiye, Hizbullah'ın İran ekseninde bir aktör olarak güçlenmesini istemezken, İsrail'in sınırı genişletmesi de Doğu Akdeniz'deki dengeleri kaygı verici bir noktaya taşımaktadır. Ankara, BM ve Avrupa ülkeleriyle işbirliğini artırarak, Lübnan'daki krizin büyümesini engellemek için diplomatik girişimlerde bulunmaktadır. Ancak Türkiye'nin arabuluculuk potansiyeli, özellikle Hizbullah üzerindeki sınırlı etkisi nedeniyle kısıtlı kalmaktadır.