İngiltere'de hükümetin, polis memuru Andrew Harper'ın katillerinin cezaevinde kalmasını sağlamak amacıyla erken tahliye programında yaptığı ani değişiklik, hapishane sistemini 'tek bir büyük olaydan felakete uzak' bir noktaya getirdi. Eleştirmenler, bu kararın cezaevi kapasitesini 'tehlikeli derecede sınıra dayandırdığını' ve sistemin çökme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Adalet Bakanlığı'nın açıkladığı yeni tedbirler, cezaevlerinin doluluk oranını kritik seviyeye çıkarırken, uzmanlar önümüzdeki aylarda ciddi bir kriz yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Harper Davası ve Erken Tahliye Programındaki U Dönüşü
Polis memuru Andrew Harper, 2019 yılında Berkshire'da görevi başındayken üç genç tarafından öldürülmüş ve bu olay ülke genelinde büyük bir infial yaratmıştı. Katiller, 16 ve 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Hükümet, cezaevlerindeki aşırı kalabalığı azaltmak amacıyla bazı mahkumların cezalarının son dört ayını evde elektronik kelepçeyle geçirmesine olanak tanıyan bir erken tahliye programı başlatmıştı. Ancak, Harper'ın katillerinin de bu programdan yararlanarak serbest kalabileceğinin ortaya çıkması üzerine kamuoyunda büyük bir tepki oluştu.
Bunun üzerine Adalet Bakanı, programın kapsamını daraltarak ciddi suçluların bu haktan yararlanamayacağını açıkladı. Bu karar, Harper ailesi ve muhafazakar kamuoyu tarafından memnuniyetle karşılansa da, cezaevi reformu savunucuları ve sendikalar, bu ani değişikliğin cezaevi sistemindeki baskıyı daha da artıracağını savunuyor. İngiltere ve Galler'deki cezaevleri şu anda %99 oranında dolu ve bazı bölgelerde polis karakolları geçici hücre olarak kullanılıyor.
Uzmanlar Uyarıyor: Sistem Çöküşün Eşiğinde
Cezaevi Müfettişi Charlie Taylor, yaptığı açıklamada, 'Cezaevi sistemi tek bir büyük olaydan felakete uzak bir durumda. Aşırı kalabalık, şiddet ve intihar vakaları artıyor; personel yetersizliği ve moral bozukluğu had safhada' dedi. Taylor, hükümetin erken tahliye programını genişletmek yerine daraltmasının durumu daha da kötüleştireceğini belirtti.
Cezaevi Reformu Vakfı'ndan bir sözcü ise, 'Hükümet, bir yandan cezaevlerinin kapasitesini artırmaya çalışırken diğer yandan erken tahliye programını kısıtlayarak çelişkili bir politika izliyor. Bu durum, yeni cezaevleri inşa edilene kadar geçecek sürede sistemin çökmesine neden olabilir' ifadelerini kullandı. İstatistiklere göre, İngiltere'de cezaevi nüfusu son bir yılda %8 artış gösterdi ve bu artışın önümüzdeki dönemde de devam etmesi bekleniyor.
Öte yandan, hükümetin bu kararı, seçim öncesi 'suç ve ceza' konusunda sert bir duruş sergileme çabası olarak yorumlanıyor. Muhalefet partileri, hükümeti cezaevi krizini yönetmekte başarısız olmakla suçluyor ve bu durumun kamu güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor.
Avrupa ve Dünya Genelinde Cezaevi Kapasite Sorunları
İngiltere'deki bu kriz, Avrupa genelinde birçok ülkenin karşı karşıya olduğu cezaevi kapasite sorununun bir yansıması. Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler de cezaevlerinin aşırı kalabalık olması nedeniyle benzer zorluklar yaşıyor. Avrupa Konseyi'nin raporlarına göre, Avrupa genelinde cezaevi doluluk oranı ortalama %105 seviyesinde. Bu durum, mahkumların insan hakları ihlallerine ve rehabilitasyon süreçlerinin aksamasına yol açıyor.
Uzmanlar, pandemi sonrası artan suç oranları ve yargı süreçlerindeki yavaşlamanın cezaevlerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekiyor. Ayrıca, bazı ülkelerde alternatif ceza uygulamalarının (toplum hizmeti, elektronik kelepçe gibi) yeterince yaygınlaştırılmaması, sorunun daha da derinleşmesine neden oluyor. İngiltere'nin erken tahliye programındaki U dönüşü, bu bağlamda diğer ülkelere de örnek teşkil edebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki cezaevi krizi, Türkiye'nin de benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu hatırlatıyor. Türkiye'de cezaevi doluluk oranı %110'un üzerinde ve bu durum, hem mahkumların yaşam koşullarını hem de ceza infaz sisteminin etkinliğini olumsuz etkiliyor. İngiltere'nin erken tahliye programında yaşadığı siyasi ve toplumsal tepkiler, Türkiye'de de benzer adımların atılması halinde kamuoyunda nasıl bir hassasiyet oluşabileceğine işaret ediyor. Türkiye'nin, cezaevi reformu ve alternatif ceza uygulamaları konusunda uluslararası deneyimleri dikkate alarak, adalet sistemi ile cezaevi kapasitesini dengeleyen sürdürülebilir politikalar geliştirmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca, bu kriz, cezaevi koşullarının insan hakları açısından uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor.