Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gelecek hafta yapılacak NATO Liderler Zirvesi öncesinde basın ve muhalefet üzerindeki baskıyı artırdı. Son günlerde çok sayıda gazeteci gözaltına alınırken, bağımsız medya kuruluşlarına yönelik soruşturmalar derinleştirildi. Sivil toplum örgütleri, ittifakın medya özgürlüğü konusundaki tutumunu sorgularken, NATO'nun bu duruma sessiz kalmasını eleştiriyor.
NATO Zirvesi ve basın özgürlüğü krizi
NATO'nun 11-12 Temmuz tarihlerinde Litvanya'nın başkenti Vilnius'ta düzenlenecek zirvesi, Ukrayna savaşı ve genişleme politikalarının gölgesinde geçecek. Ancak bu yılki toplantıya Türkiye'den katılacak gazetecilerin sayısındaki kısıtlama dikkat çekiyor. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, en az 15 gazetecinin akreditasyon başvurusunun reddedildiğini veya işleme alınmadığını duyurdu. Öte yandan, iktidara yakın medya kuruluşlarının temsilcilerinin zirveye rahatça katılabildiği belirtiliyor.
Uluslararası Af Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, NATO'ya bir mektup göndererek, basın özgürlüğü ihlallerine karşı net bir tavır alınmasını talep etti. Mektupta, "NATO, müttefiki Türkiye'de medyaya yönelik baskıları görmezden gelmemeli" ifadesine yer verildi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Türkiye'deki gelişmeler, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 165. sırada yer alan ülkenin, ittifak içinde demokrasi ve insan hakları konusunda en çok eleştirilen üyelerden biri olduğunu gösteriyor. Zirvede Erdoğan'ın İsveç'in NATO üyeliğine yönelik vetosunu kaldırıp kaldırmayacağı da merakla beklenirken, basın özgürlüğü konusu ikili görüşmelerde gündeme gelebilir.
Küresel boyut: NATO'nun demokrasi karnesi
NATO, kuruluşundan bu yana demokratik değerleri savunduğunu iddia etse de, üye ülkelerdeki otoriterleşme eğilimleri ittifakın söylemini zorluyor. Macaristan ve Polonya'daki hukukun üstünlüğü sorunlarının ardından Türkiye'deki basın baskıları, NATO'nun sadece askeri bir ittifak mı yoksa değer temelli bir topluluk mu olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Uzmanlar, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının ardından NATO'nun birliğini korumak için üye ülkelerin içişlerine karışmaktan kaçındığını belirtiyor. Ancak sivil toplum örgütleri, bu sessizliğin otoriter rejimlere meşruiyet kazandırdığını savunuyor.
Zirvede ele alınması beklenen diğer konular arasında Ukrayna'ya askeri destek, savunma harcamalarının artırılması ve Asya-Pasifik'teki ortaklarla işbirliği yer alıyor. Erdoğan'ın, İsveç'in üyeliğine onay vermesi halinde ABD'den F-16 savaş uçakları alımı konusunda ilerleme kaydedilmesi bekleniyor. Bu pazarlık, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu güçlendirmekle birlikte, iç siyasetteki baskıcı uygulamaları dengeleme çabası olarak yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO zirvesi öncesinde basına yönelik baskıların artması, Türkiye'nin uluslararası alandaki imajını daha da zedeleyebilir. İsveç'in üyeliği konusunda elinde güçlü bir kart bulunduran Ankara, bu kartı kullanırken demokratik standartlarla ilgili eleştirileri göğüslemek zorunda kalacak. Zirvede basın özgürlüğüne ilişkin somut adımlar atılmaması, Türkiye'nin AB ilişkilerini de olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, F-16 alımı ve diğer savunma işbirlikleri, kısa vadede ekonomik ve askeri kazanım sağlasa da, uzun vadede Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerde güven bunalımına yol açabilir. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının geleneksel batı yöneliminin sorgulanmasına neden olurken, Ankara'nın çok yönlü diplomasi stratejisini sürdürmesinde zorluklar yaratabilir.