Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptını (MoU) ‘dinamitlemesine’ izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Türkiye lideri, son haftalarda yaptığı açıklamalarda İsrail’i, iki ülke arasındaki diplomatik yakınlaşmayı baltalamaya çalışmakla defalarca suçladı. Erdoğan’ın bu çıkışı, ABD-İran ilişkilerinde son dönemde yaşanan yumuşama ve bölgesel güç dengelerindeki değişimlerin ortasında geldi. Ankara, Tahran’la enerji ve güvenlik alanlarında iş birliğini derinleştirirken, İsrail’in bu süreci engelleme çabalarına sert tepki gösteriyor.
Gelişmenin arka planı: ABD-İran yakınlaşması ve İsrail’in tepkisi
ABD ile İran arasında, özellikle nükleer program ve bölgesel güvenlik konularında diyaloğu artırmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı imzalandığı iddia ediliyor. Anlaşmanın detayları henüz resmen açıklanmamış olsa da, iki taraf arasında dolaylı görüşmelerin sürdüğü ve bazı yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlama taahhüdü verdiği belirtiliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise böyle bir anlaşmayı ‘varoluşsal bir tehdit’ olarak nitelendiriyor ve Washington’u Tahran’a karşı daha sert bir tutum almaya çağırıyor. İsrail’in, anlaşmayı sabote etmek için diplomatik baskı, istihbarat operasyonları ve lobi faaliyetleri yürüttüğü biliniyor. Erdoğan’ın bu açıklaması, İsrail’in bu girişimlerine karşı uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratma amacı taşıyor.
Türkiye, uzun süredir İran’la ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştiriyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2023’te 7 milyar doları aşarken, enerji alanında doğalgaz ve petrol ticareti önemli bir yer tutuyor. Ayrıca Suriye, Irak ve Kafkaslar’da güvenlik iş birliği yürüten Ankara ve Tahran, bölgesel krizlerde ortak pozisyonlar alıyor. Erdoğan’ın İsrail’e yönelik eleştirileri, bu stratejik ortaklığın korunması ve İran’ın uluslararası alanda izole edilmesinin engellenmesi olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni güç dengesi arayışı
ABD-İran mutabakatı, Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Anlaşmanın hayata geçmesi halinde, İran’ın uluslararası yaptırımların hafiflemesiyle ekonomik olarak rahatlaması ve bölgesel nüfuzunu artırması bekleniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, bu gelişmeyi temkinli karşılarken, İsrail ise anlaşmayı kendi güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak görüyor. Erdoğan’ın uyarısı, Türkiye’nin bu yeni denklemde İran’ı yanında tutma ve İsrail’in etkisini sınırlama stratejisini yansıtıyor. Öte yandan, ABD’nin İran’la diyaloğu, Çin ve Rusya’nın bölgede artan etkisine karşı bir denge hamlesi olarak da değerlendiriliyor. Washington, Tahran’la yapıcı bir ilişki kurarak, Orta Doğu’daki gerginlikleri azaltmayı ve enerji piyasalarında istikrarı sağlamayı hedefliyor. Ancak İsrail’in bu süreci engelleme çabaları, ABD iç siyasetinde de tartışma yaratıyor. Kongre’deki bazı Cumhuriyetçi üyeler, anlaşmaya karşı çıkarken, Demokratlar diyaloğu destekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran mutabakatının başarıyla sonuçlanmasını ve bölgesel istikrara katkı sağlamasını bekliyor. Erdoğan’ın sert uyarısı, Ankara’nın İran’la stratejik iş birliğini sürdürme ve İsrail’in bölgede yalnızlaşmasını sağlama hedefine işaret ediyor. Bu gelişme, Türk dış politikası açısından iki önemli sonuç doğurabilir: Birincisi, İran’ın yaptırımlardan kurtulması Türkiye ile ticaretini artırabilir ve enerji arz güvenliğine katkı sağlar. İkincisi, İsrail’in tepkisi Ankara ile Tel Aviv arasındaki mevcut gerginliği derinleştirebilir. Ayrıca, ABD’nin İran’la uzlaşması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Suriye politikalarında elini güçlendirebilir. Ancak bu sürecin Washington ile Ankara arasında yeni bir yakınlaşma zemini yaratıp yaratmayacağı belirsiz.