Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) yıllık araştırma konferansında konuşan ünlü ekonomist Paul Krugman, "silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık" (weaponized interdependence) kavramı çerçevesinde Avrupa Birliği'nin hem ABD hem de Çin'den daha güçlü olduğu sonucuna vardı. Krugman, bu değerlendirmesinde nominal döviz kurlarındaki dalgalanmaları yumuşatmak için satın alma gücü paritesine (SAGP) göre düzeltilmiş GSYİH'yı kullandı. Ancak bu yaklaşım, ekonomik büyüklüğün doğru bir şekilde karşılaştırılması için ciddi sakıncalar taşıyor.
Krugman'in Tezi ve SAGP'nin Sınırları
Paul Krugman, ECB'nin Frankfurt'ta düzenlenen yıllık araştırma konferansında yaptığı sunumda, küresel ekonomik ve jeopolitik güç dengelerini analiz etti. Krugman'a göre, uluslararası ticaret ve finans ağlarının stratejik kullanımı anlamına gelen "silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık" açısından AB, ABD ve Çin'e kıyasla daha avantajlı bir konumda. Bu sonuca varırken, ülkelerin ekonomik büyüklüklerini karşılaştırmak için SAGP'ye göre düzeltilmiş GSYİH verilerini kullandı.
SAGP, ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını hesaba katarak, aynı mal ve hizmet sepetinin farklı ülkelerdeki maliyetini eşitlemeye çalışır. Bu yöntem, özellikle gelişmekte olan ülkelerin yaşam standardını ölçmede faydalı olabilir. Ancak Krugman'in analizinde olduğu gibi, jeopolitik güç ve etki kapasitesini değerlendirirken SAGP'ye dayalı GSYİH kullanmak yanıltıcı olabilir. Çünkü bu metrik, uluslararası piyasalarda geçerli olan nominal değerleri değil, iç fiyatları baz alır. Oysa silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık, büyük ölçüde dış ticaret, yatırım akışları ve finansal işlemler üzerinden işler; bu alanlarda ise nominal döviz kurları ve piyasa fiyatları belirleyicidir.
Örneğin, AB'nin SAGP'ye göre GSYİH'sı ABD'den daha büyük görünebilir; ancak uluslararası finansal piyasalarda, şirket birleşmelerinde veya yaptırım uygulama kapasitesinde ABD'nin ağırlığı çok daha fazladır. SAGP, bir ülkenin içindeki üretimi ve tüketimi ölçerken, dış ekonomik ilişkilerdeki etkisini yansıtmaz. Krugman'in analizi, bu ayrımı göz ardı ederek AB'nin jeopolitik gücünü olduğundan fazla gösterme riski taşıyor.
Nominal GSYİH ve Jeopolitik Güç
Uluslararası ilişkilerde ekonomik güç, genellikle nominal GSYİH ile ölçülür. Nominal GSYİH, bir ülkenin cari döviz kurları üzerinden hesaplanan toplam ekonomik çıktısıdır ve uluslararası karşılaştırmalarda standart bir ölçüt olarak kabul edilir. ABD, yaklaşık 27 trilyon dolarlık nominal GSYİH'sı ile dünyanın en büyük ekonomisidir. Çin ise yaklaşık 18 trilyon dolarla ikinci sıradadır. Avrupa Birliği ise toplamda yaklaşık 17-18 trilyon dolar civarında bir ekonomik büyüklüğe sahiptir. SAGP'ye göre hesaplandığında ise Çin'in GSYİH'sı ABD'yi geçebilmekte, AB ise daha da yüksek görünebilmektedir.
Ancak silahlandırılmış karşılıklı bağımlılık, bir ülkenin diğer ülkelere karşı ekonomik baskı araçlarını kullanma kapasitesini ifade eder. Bu kapasite, büyük ölçüde uluslararası ödeme sistemlerine (örneğin SWIFT), döviz rezervlerine, sermaye piyasalarına ve teknolojik üstünlüğe dayanır. Bu alanlarda ABD'nin hakimiyeti tartışılmazdır. Çin ise tedarik zincirlerindeki merkezi konumu ve büyük iç pazarıyla önemli bir aktördür. AB ise düzenleyici gücü ve pazar büyüklüğüyle etkili olabilse de, askeri ve finansal açıdan ABD kadar güçlü değildir; ayrıca üye ülkeler arasında ortak bir dış politika oluşturmakta zorlanmaktadır.
Krugman'in SAGP'ye dayalı analizi, AB'nin ekonomik büyüklüğünü olduğundan daha fazla göstererek, jeopolitik etki kapasitesini abartabilir. Nitekim AB, Rusya'ya karşı yaptırımlar konusunda zaman zaman bölünmüş, enerji arz güvenliği konusunda ciddi sıkıntılar yaşamıştır. Bu da SAGP'nin değil, nominal göstergelerin ve kurumsal kapasitenin önemini ortaya koymaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ekonomik büyüklük ve jeopolitik etki tartışmalarında kendi konumunu belirlerken nominal ve SAGP'ye dayalı GSYİH arasındaki ayrımı dikkate almalıdır. Türkiye'nin nominal GSYİH'sı 2024 itibarıyla yaklaşık 1,1 trilyon dolar, SAGP'ye göre ise 3 trilyon doların üzerindedir. Bu fark, uluslararası alanda müzakere gücü ve yaptırım kapasitesi açısından nominal göstergelerin daha belirleyici olduğunu gösterir. Krugman'in analizi, AB'nin ekonomik gücünü vurgularken, Türkiye gibi yükselen ekonomilerin SAGP'deki görece büyüklüklerine aşırı anlam yüklemenin risklerine işaret ediyor. Türkiye, dış politikada ekonomik araçları kullanırken, finansal piyasalardaki nominal ağırlığını ve kurumsal kapasitesini güçlendirmeye odaklanmalıdır.