Yıllardır ABD ekonomisi "K şekilli" bir toparlanma sergiliyordu: Yüksek gelir grupları ve varlıklı kesim hızla yükselirken, düşük gelirliler ve işçi sınıfı yerinde sayıyor, hatta geriliyordu. Ancak yeni veriler, bu uçurumun bir kısmının kapanmaya başladığını gösteriyor. Özellikle düşük ücretli sektörlerdeki maaş artışları, yüksek gelir gruplarının üzerinde seyrediyor. Bu durum, ekonomistlerin uzun süredir beklediği bir dengelenme sinyali olarak değerlendiriliyor. Peki bu değişim kalıcı mı? Yoksa geçici bir rüzgar mı?
Gelişmenin Arka Planı: Ücret Farkı Daralıyor
Amerikan ekonomisi, 2020 pandemisinden sonra hızla toparlanırken, kazanımlar eşit dağılmadı. Eğitimli, teknoloji ve finans sektöründe çalışanlar maaşlarını katlarken, hizmet sektörü, perakende ve düşük vasıflı işlerde çalışanlar enflasyon karşısında ezildi. Ancak son iki yılda işgücü piyasası sıkılaştı ve düşük ücretli işlerde çalışanlar için maaş artışları hızlandı. Örneğin, fast-food çalışanları, depo işçileri ve bakım personeli, yüksek gelirli mesleklere göre daha yüksek oranda zam aldı.
Federal Rezerv’in faiz artırımları ve işgücü talebinin soğuması, ücret artışlarını genel olarak yavaşlatsa da düşük gelirli kesim lehine bir denge oluştu. Birçok eyalet asgari ücreti artırırken, şirketler de eleman bulmakta zorlandıkları için maaşları yükseltmek zorunda kaldı. Atlanta Fed verilerine göre, en düşük ücretli çalışanların maaş artışı yıllık bazda yüzde 6-7’ye ulaşırken, yüksek gelir grubunda bu oran yüzde 3-4 seviyelerinde kaldı.
Bu eğilim, "K şekilli" ekonominin alt kısmında bir canlanma olduğunu ancak üst kısmın hala güçlü olduğunu gösteriyor. Yine de eşitsizlik tarihi seviyelerde olmaya devam ediyor; gelir adaletsizliği tam olarak kapanmış değil.
Küresel Boyut: Düşük Ücretli Ülkeler İçin Bir Model mi?
Bu gelişme, sadece ABD için değil, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomiler için dersler içeriyor. Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan değişim, dijitalleşme ve otomasyon, düşük ücretli işleri tehdit ederken, aynı zamanda emek kıtlığı da ücretleri yukarı çekiyor. Özellikle Avrupa ülkeleri ve İngiltere’de benzer bir durum yaşanıyor: Düşük vasıflı işlerde maaşlar artarken, yüksek vasıflı işlerde artış daha sınırlı kaldı.
Ancak bu süreç, otomasyon ve offshoring gibi faktörlerle dengeleniyor. Şirketler artan işgücü maliyetlerine yanıt olarak üretimi otomatize etmeye veya daha ucuz işgücüne sahip ülkelere kaydırmaya devam ediyor. Bu da uzun vadede düşük ücretli işlerin sayısını azaltma riskini taşıyor. Dolayısıyla, mevcut ücret eşitlemesi kalıcı olmayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de gelir dağılımı benzer bir K şekilli yapı sergiliyor. Yüksek enflasyon ve asgari ücretteki zamlar, düşük gelirli çalışanların alım gücünü kısmen korumaya çalışsa da enflasyon farkı hızla eritiyor. ABD'deki ücret artışlarının düşük gelirliler lehine dönmesi, Türkiye için bir referans olabilir; ancak Türkiye'de işgücü piyasası yapısal sorunlarla boğuşuyor. Kayıt dışı istihdam, düşük üretkenlik ve yüksek işsizlik, düşük gelirli kesimin lehine sürdürülebilir bir ücret artışını engelliyor. Bu bağlamda, ABD gelişmesi küresel bir eğilimi yansıtsa da Türkiye'nin kendine özgü dinamikleri nedeniyle eşitsizliğin kapanması daha uzun bir süreç olacaktır.