Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üyesi ülkeler, COVID-19 pandemisinin ardından hazırlanan ve küresel salgın yönetimini yeniden şekillendirmesi beklenen pandemi anlaşmasını tamamlamak için yeniden masaya oturuyor. Ancak Mart 2025 itibarıyla sona ermesi planlanan müzakereler, anlaşmanın pratikte nasıl işleyeceği konusundaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle tıkanmış durumda. Özellikle Afrika ülkelerinde yaşanan son Ebola salgınları, ülkeleri anlaşmayı hızlandırmaya iten bir katalizör işlevi gördü.
Anlaşmazlığın odağı: uygulama mekanizmaları
Anlaşma taslağı, pandemilere karşı erken uyarı sistemleri, veri paylaşımı, aşı ve tedavi dağıtımında adalet ve sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi gibi temel ilkeleri içeriyor. Ancak ülkeler arasındaki temel anlaşmazlık, bu ilkelerin nasıl hayata geçirileceği noktasında düğümleniyor. Gelişmekte olan ülkeler, aşı ve ilaç üretiminde teknoloji transferi ve fikri mülkiyet haklarının esnetilmesini talep ederken; gelişmiş ülkeler, ilaç şirketlerinin patent haklarını korumakta ısrar ediyor. Ayrıca, anlaşmanın bağlayıcı mı yoksa tavsiye niteliğinde mi olacağı konusu da tarafları ikiye bölmüş durumda. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Zaman daralıyor. Geçmiş pandemilerden ders almadığımız takdirde, gelecekteki krizlerde aynı hataları tekrarlamaya mahkumuz" ifadelerini kullandı.
Ebola salgınlarının özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda'da yeniden alevlenmesi, ülkelerin acil bir çerçeve anlaşmaya olan ihtiyacını daha da belirginleştirdi. Ebola, hızlı yayılma potansiyeli ve yüksek ölüm oranıyla, pandemi anlaşmasının kapsaması gereken tehlikelerin bir prototipi olarak görülüyor. Uzmanlar, Ebola deneyiminin, ülkeler arasında veri paylaşımı ve hızlı müdahale konusundaki boşlukları açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya ve Afrika'nın rolü
Asya ülkeleri, pandemi anlaşmasında kritik bir rol oynuyor. Çin ve Hindistan gibi büyük ilaç üreticileri, aşı ve tedavi dağıtımında anahtar pozisyonda. Ancak bu ülkeler, teknoloji transferi konusunda gelişmiş ülkelerle benzer şekilde çekimser bir tutum sergiliyor. Öte yandan, Güneydoğu Asya ülkeleri, COVID-19 sırasında deneyimledikleri tedarik zinciri kırılmalarının ardından, daha güçlü bir küresel sağlık güvenliği mimarisi talep ediyor. Afrika Birliği ise, kıtanın pandemilere karşı kırılganlığını azaltmak için anlaşmanın bağlayıcı ve finansal olarak desteklenmiş olmasını şart koşuyor. DSÖ'nün 2024 yılı raporuna göre, küresel sağlık krizlerine hazırlık fonları hâlâ gereken seviyenin çok altında. Bu bağlamda, anlaşmanın içereceği finansman mekanizması da önemli bir tartışma konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, pandemi anlaşması müzakerelerinde gelişmekte olan ülkelerle benzer bir konumda yer alıyor. Aşı ve ilaç üretiminde dışa bağımlılığı azaltma stratejisi kapsamında, teknoloji transferi ve üretim kapasitesinin artırılması Türkiye için kritik önem taşıyor. Anlaşmanın bağlayıcı olması durumunda, Türkiye'nin sağlık altyapısı ve lojistik kapasitesi, bölgesel bir sağlık merkezi olma hedefiyle örtüşebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Afrika kıtasıyla artan ekonomik ve diplomatik ilişkileri düşünüldüğünde, anlaşma kapsamında Afrika ülkeleriyle iş birliği, Türk dış politikasının yumuşak güç enstrümanlarını güçlendirebilir. Sonuç olarak, Türkiye'nin anlaşmada hem kendi çıkarlarını koruyacak hem de küresel sağlık güvenliğine katkıda bulunacak bir denge politikası izlemesi bekleniyor.