Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) doğusundaki Goma kentinde, Ebola salgınıyla mücadele eden sağlık ekipleri, hastalığa yakalananların yakınlarının derin güvensizliğiyle karşı karşıya. Ülkede doğrulanmış Ebola vakaları 782'ye yükselirken, sahadaki tıbbi personel, ailelerin şiddet içeren tepkileri ve iş birliği yapmama eğilimi nedeniyle çalışmalarını sürdürmekte zorlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, salgının başladığı Ağustos 2018'den bu yana 540'tan fazla kişi hayatını kaybetti. Goma, yaklaşık 2 milyon nüfusuyla Ruanda sınırındaki stratejik bir kent ve salgının daha geniş bölgelere yayılma riski taşıyor.
Gelişmenin arka planı: Güvensizliğin kökenleri
Sağlık ekiplerine yönelik güvensizliğin temel nedenleri arasında, bölgede yıllardır süren silahlı çatışmalar, yabancı yardım kuruluşlarına karşı duyulan kuşku ve geleneksel inançlar yer alıyor. Ebola ile mücadele eden ekipler, hastaları izole etmeye ve temaslıları takip etmeye çalışırken, birçok aile sevdiklerinin hastanelerde öldüğünü görmek istemiyor. Bazı durumlarda, sağlık çalışanları taşlı saldırılara uğrarken, tedavi merkezlerine ateş açıldığı da bildiriliyor. Geçtiğimiz haftalarda bir sağlık merkezinin kundaklandığı olayda, çalışanlar canını zor kurtardı. Ayrıca, siyasi istikrarsızlık ve yolsuzluk iddiaları da halkın hükümete ve uluslararası kuruluşlara olan güvenini zedeliyor.
Salgının hızla yayılması, sağlık sisteminin kırılganlığını da gözler önüne seriyor. KDC, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olarak sağlık altyapısında ciddi eksiklikler yaşıyor. Ebola ile mücadelede kullanılan deneysel aşılar ve tedaviler, bölge halkı arasında yanlış bilgilendirme nedeniyle şüpheyle karşılanıyor. Sosyal medyada dolaşan asılsız söylentiler, aşıların kısırlığa yol açtığı veya batılı güçlerin bir komplosu olduğu yönünde. Bu durum, aşılama kampanyalarının başarısını baltalıyor ve virüsün kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Sınır ötesi risk
Goma'nın Ruanda ve Uganda sınırına yakın olması, salgının komşu ülkelere sıçrama riskini artırıyor. Şimdiye kadar Uganda'da birkaç vaka tespit edilmiş olsa da hızlı müdahale sayesinde yayılım engellenmişti. Ancak, nüfus hareketliliği ve yoğun ticaret trafiği, virüsün bölgesel bir krize dönüşme potansiyelini canlı tutuyor. WHO, salgını uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu ilan etmiş ancak seyahat kısıtlamaları önermemişti. Bununla birlikte, komşu ülkeler sınır kontrollerini sıkılaştırdı. Salgının ekonomik etkileri de büyüyor; tarım ve ticaret aksarken, birçok aile geçim kaynağını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Küresel sağlık topluluğu, KDC'deki Ebola salgınından ders çıkarmaya çalışıyor. Batı Afrika'da 2014-2016 yıllarında yaşanan büyük salgının ardından oluşturulan acil müdahale mekanizmaları bu kez daha hızlı devreye girse de, toplumsal güvensizlik gibi yumuşak karneler hala çözülememiş durumda. Uzmanlar, sağlık ekiplerinin güveni kazanması için toplum temelli yaklaşımların ve yerel liderlerin desteğinin kritik olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
KDC'deki Ebola salgını, Türkiye'nin Afrika politikası açısından iki yönlü bir anlam taşıyor. Birincisi, Türkiye'nin son yıllarda Afrika kıtasıyla artan ticari ve diplomatik ilişkileri, salgının bölgesel istikrarsızlığı artırması durumunda olumsuz etkilenebilir. Türk şirketlerinin madencilik ve inşaat gibi sektörlerdeki yatırımları, salgının kontrol altına alınamaması halinde sekteye uğrayabilir. İkincisi, Türkiye sağlık alanındaki deneyimini (örneğin, Covid-19 döneminde tıbbi malzeme yardımları) kullanarak, KDC'ye insani yardım sağlayabilir ve Afrika'daki yumuşak gücünü pekiştirebilir. Ancak doğrudan bir güvenlik tehdidi bulunmamakla birlikte, salgının uluslararası seyahat ve ticaret üzerindeki etkileri, Türkiye'nin küresel sağlık güvenliği çabalarına katkı vermesini gerekli kılıyor.