Trump yönetiminin ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) başta olmak üzere dış yardım kurumlarını küçültme ve yeniden yapılandırma politikası, ülkenin küresel sağlık krizlerine ve çatışmalara müdahale kapasitesini ciddi biçimde zayıflattı. Orta Afrika'da yeniden görülen Ebola salgını, bu zafiyetin en somut örneği olarak öne çıkarken, ABD yardımına bağımlı ülkelerde artan istikrarsızlık ve çatışma riski endişe yaratıyor.
Tasfiye süreci ve sağlık krizlerine etkisi
ABD, yıllardır Afrika'da sağlık altyapısının güçlendirilmesi ve salgın hastalıklarla mücadele için önemli fonlar sağlıyordu. Özellikle 2014-2016 Batı Afrika Ebola salgını sonrası oluşturulan erken uyarı ve hızlı müdahale mekanizmaları, büyük ölçüde Amerikan desteğine dayanıyordu. Ancak Trump yönetiminin "Amerika Birinci" politikası kapsamında dış yardım bütçesini kısması ve personel sayısını azaltması, bu ağın işlevselliğini kaybetmesine yol açtı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) Şubat 2025'te başlayan yeni Ebola dalgası, uzmanlara göre daha hızlı yayılma potansiyeli taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, salgının başladığı bölgede sağlık çalışanı ve malzeme eksikliği dikkat çekiyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin (CDC) sahadaki ekiplerinin sayısının azalması, temas takibi ve aşılama çalışmalarını yavaşlatıyor. Uzmanlar, bu durumun salgının komşu ülkelere sıçrama riskini artırdığı uyarısında bulunuyor.
Yardım kuruluşları, ABD'nin geri çekilmesinin sadece sağlık krizlerini değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve eğitim gibi temel alanlarda da boşluk yarattığını belirtiyor. Özellikle Sahel bölgesi ve Büyük Göller bölgesinde faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, Amerikan fonlarının kesilmesiyle birlikte okulların kapandığını ve aşılama oranlarının düştüğünü rapor ediyor.
Çatışma bölgelerinde artan risk
Dış yardım kurumlarının tasfiyesi, yalnızca sağlık alanında değil, çatışma bölgelerinde de olumsuz etkiler yaratıyor. ABD, Somali, Nijerya ve Mali gibi ülkelerde terörle mücadele ve barışı koruma operasyonlarına lojistik ve istihbarat desteği sağlıyordu. Yardımın azalması, bu ülkelerde güvenlik boşluğunu derinleştiriyor.
Somali'de El-Şebab örgütü, son aylarda kontrol altına alınan bölgelerde yeniden saldırılar düzenlemeye başladı. Nijer'de ise askeri yönetim, ABD'nin çekilmesinin ardından Rus güvenlik şirketleriyle anlaşma yoluna gitti. Uzmanlar, bu gelişmelerin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurgularken, ABD'nin Afrika Boynuzu ve Sahel'deki etkisinin hızla azaldığına dikkat çekiyor.
Küresel çapta ABD'nin bu politika değişikliği, Çin ve Rusya'nın Afrika'da nüfuz alanını genişletmesine de zemin hazırlıyor. Pekin, sağlık ve altyapı projeleriyle boşluğu doldurmaya çalışırken, Moskova ise askeri ve güvenlik anlaşmalarıyla etkisini artırıyor. Bu durum, Soğuk Savaş dönemini anımsatan bir rekabeti körüklüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin Afrika’dan çekilmesi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Ankara, özellikle Somali ve Sahel bölgesinde askeri varlığını ve kalkınma yardımlarını artırmış durumda. ABD’nin boşalttığı alan, Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik ve ekonomik etkisini derinleştirme şansı sunuyor. Öte yandan, artan Çin ve Rusya rekabeti, Türkiye’nin dengeli bir politika izlemesini zorunlu kılıyor. Ayrıca, Ebola gibi salgınların küresel yayılma potansiyeli, Türkiye’nin sağlık diplomasisine daha fazla yatırım yapması gerektiğini ortaya koyuyor. İnsani yardım kuruluşları aracılığıyla Afrika’da daha proaktif olmak, Ankara’nın uzun vadeli çıkarlarına hizmet edebilir.