İsrailli üç insan hakları örgütü ve Filistinli sakinler, işgal altındaki Doğu Kudüs'te tartışmalı E1 planı kapsamında inşa edilmesi planlanan 1.234 konut için açılan ihalenin durdurulması amacıyla İsrail mahkemesine acil dilekçe verdi. Perşembe günü Kudüs Bölge Mahkemesi'ne sunulan dilekçe, İsrail hükümetinin Doğu Kudüs'ün E1 bölgesinde yerleşim birimlerinin genişletilmesine yönelik son adımı olarak görülüyor. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, dilekçede ihalenin uluslararası hukuka aykırı olduğu ve bölgedeki Filistin nüfusunu fiilen böleceği belirtiliyor.
E1 Planının Arka Planı
E1 planı, Kudüs'ün doğusunda, Maale Adumim yerleşimi ile Doğu Kudüs arasındaki bölgeyi kapsıyor. Bu bölge, Batı Şeria'nın kuzeyini ve güneyini birbirine bağlayan stratejik bir konumda bulunuyor. Plan, binlerce yeni konut inşasını öngörüyor ve Filistinlilerin Batı Şeria'nın kuzeyi ile güneyi arasında kesintisiz bir bölgesel bağlantı kurma umutlarını ortadan kaldıracağı için uluslararası toplum tarafından defalarca eleştirildi. Birleşmiş Milletler ve birçok ülke, E1 planını 'iki devletli çözümü imkânsız hale getiren' bir adım olarak nitelendiriyor.
Dilekçeyi imzalayan üç İsrailli insan hakları örgütü — İr Amim, B'Tselem ve İnsan Hakları İçin Doktorlar — ihalenin İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetlerini hızlandıracağını savunuyor. Ayrıca, Filistinli sakinlerin yaşam alanlarını doğrudan etkileyecek bu inşaatların, onların temel haklarını ihlal ettiği ifade ediliyor. Yerleşim inşaatları uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilmesine rağmen, İsrail hükümeti bu bölgede egemenlik iddiasını sürdürüyor ve planın uygulanmasında ısrar ediyor.
E1 planının hayata geçirilmesi durumunda, Doğu Kudüs'ün kuzeydoğusundaki Filistin mahalleleri olan Kafr Aqab ve Samiramis ile Batı Şeria'nın merkezindeki Ramallah şehri arasındaki bağlantı kopacak. Bu durum, bölgedeki Filistinlilerin günlük yaşamını olumsuz etkileyecek ve iki devletli çözümün uygulanabilirliğini daha da zayıflatacak.
Bölgesel ve Uluslararası Boyut
E1 planı, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası değil; aynı zamanda Orta Doğu'daki dengeleri de yakından ilgilendiriyor. İsrail'in bu adımı, ABD yönetiminin bölgede arabuluculuk çabalarını zora sokabilir. Özellikle son dönemde normalleşme anlaşmalarıyla ivme kazanan İsrail-Arap ülkeleri yakınlaşması, Filistin meselesinin çözümü olmadan kalıcı bir barışın sağlanamayacağı gerçeğini yeniden gündeme getiriyor. Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı, defalarca E1 planının kınandığı bildiriler yayımladı; ancak bu kınamalar İsrail'in yerleşim politikalarını durdurmakta yetersiz kalıyor.
Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşim faaliyetlerine karşı çıkarken, İsrail'in iç siyasetinde bu tür adımlar koalisyon hükümetinin sağ kanadını memnun ediyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun liderliğindeki hükümet, yerleşimleri genişletme konusunda daha önce hiç olmadığı kadar istekli görünüyor. E1 planı, aynı zamanda İsrail'in Doğu Kudüs'ü ilhak etme yönündeki uzun vadeli hedefinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. ABD'nin yeni yönetimi, İsrail'e yerleşim konusunda eski başkana göre daha eleştirel bir tutum sergilese de, somut bir yaptırım uygulamaktan kaçınıyor.
İsrail Yüksek Mahkemesi'nin bu dilekçeyi nasıl sonuçlandıracağı merak konusu. Geçmişte mahkeme, yerleşim inşaatlarını hukuka aykırı bulmuş ancak çoğu zaman hükümetin politikalarına yeşil ışık yakmıştı. Bu dava, İsrail içindeki hukuk mücadelesi açısından da önemli bir test niteliği taşıyor. Filistinli ve İsrailli aktivistler, mahkemenin kararının uluslararası hukuku göz önünde bulunduracağı umudunu taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını düzenli olarak kınıyor. E1 planının uygulanması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu uluslararası toplumun kararlılığını test ediyor. Türkiye, bu tür adımların barış sürecini baltaladığını ve iki devletli çözümü imkânsız hale getirdiğini savunuyor. Ankara yönetimi, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistinlilerin haklarını savunmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik etkinliğini ve Filistin meselesine verdiği önemi bir kez daha ön plana çıkarıyor.