Hind Rajab, İsrail'in cezasızlığı ve uluslararası toplum
İsrail ordusunun Gazze'de 29 Ocak 2024'te beş yaşındaki Hind Rajab'ı öldürmesi, iki yılı aşkın süredir devam eden inkar ve savuşturma politikasının artık yeni bir cezasızlık biçimine dönüşeceğini gösteriyor. İsrail, uluslararası toplumun yoğun baskısı sonrasında bu cinayeti araştıracağını duyurdu, ancak bu girişimin, Filistinlilere yönelik sistematik şiddetin ve İsrail'in uluslararası hukuk karşısında hesap vermezliğinin üzerini örten bir maske olmaktan öteye geçmesi beklenmiyor. Olay, sadece bir çocuğun trajik ölümü değil, aynı zamanda uluslararası toplumun Gazze'de işlenen suçlara karşı takındığı tutumun ve uyguladığı çifte standardın da sembolü haline geldi.
Olayın Arka Planı ve İsrail'in Tutumu
Hind Rajab, 29 Ocak 2024'te ailesiyle birlikte bir araçla Gazze'nin güneyindeki Tel el-Hava bölgesinden kaçmaya çalışırken, İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu aracın içindeki akrabalarıyla birlikte sıkışıp kalmıştı. Olay sırasında Hind Rajab yaklaşık üç saat boyunca telefonla Acil Durum Hattını (Palestinian Red Crescent) aramış ve yardım istemişti. Görüşme kayıtlarında çocuğun korku dolu sesi, etrafındaki cesetler ve kanlı ortamı anlatması, dünya kamuoyunda derin bir infial yaratmıştı. Filistin Kızılayı ekipleri, İsrail ordusundan olay yerine ulaşmak için izin istemiş, ancak askerlerin ateş açması nedeniyle müdahalede bulunamamıştı. Operasyonun ardından Hind ve ailesinin cesetlerine ulaşmak için günlerce beklenmişti.
İsrail ordusu, olayla ilgili uzun süre sessiz kalmış ve hatta ilk başta böyle bir olayın yaşanmadığını iddia etmişti. Ancak Filistin Kızılayı'nın yayımladığı telefon kayıtları ve uluslararası kuruluşların (örneğin, Forensic Architecture ve Al-Haq) bağımsız araştırmaları, İsrail güçlerinin Hind'in bulunduğu araca ateş açtığını ve çocuğun ölümüne neden olduğunu kanıtladı. Bu raporların ardından İsrail savunma yetkilileri, konuyu “incelediklerini” açıkladı, ancak herhangi bir askeri personelin cezalandırılacağına dair somut bir adım atılmayacağı sinyali verildi. İsrail'in daha önce de benzer olaylarda açtığı soruşturmaların çoğu, askerlerin “meşru müdafaa” veya “savaş hukuku” kapsamında hareket ettikleri gerekçesiyle kapatılmıştı. Bu durum, Hind Rajab vakasının da aynı şekilde sonuçlanması yönündeki endişeleri artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hind Rajab'ın ölümü, sadece bireysel bir trajedi olmanın ötesinde, Gazze'deki savaşın ve İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırılarının ne kadar acımasız olduğunu gösteren önemli bir örnek. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, 2023 Ekim'inden bu yana Gazze'de beş binden fazla çocuk öldürüldü; Hind Rajab, bu ölümlerin yalnızca biri. Ancak Hind'in ölümünün belgelenme biçimi, yani bir çocuğun yardım telefonu sırasında kaydedilen son sözleri, dünya genelinde büyük yankı uyandırdı. Sosyal medyada #HindRajab etiketi günlerce gündemde kaldı ve birçok ülkede Gazze'deki ateşkes çağrıları güçlendi.
Uluslararası toplumun tepkisi ise yine çifte standartlarla dolu. ABD, Avrupa Birliği ve bazı Batılı ülkeler, İsrail'in araştırma açıklamasını “olumlu bir adım” olarak değerlendirdi, ancak bu sürecin bağımsızlığı ve şeffaflığı konusunda ciddi şüpheler var. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Gazze'deki savaş suçlarını soruşturma girişimlerini ise İsrail ve müttefikleri engellemeye çalışıyor. Bu tablo, Filistinlilere yönelik işlenen suçlarda cezasızlık kültürünün devam edeceğini ve uluslararası mekanizmaların etkisiz kalacağını gösteriyor. Hind Rajab davası, bu cezasızlık düzeninin artık sorgulanamaz olmadığını, ancak kırılması için uluslararası toplumun gerçek bir irade ortaya koyması gerektiğini hatırlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek ve Gazze'deki insan hakları ihlallerine yönelik güçlü eleştirileriyle bu vakada da öne çıkan ülkelerden biri. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hind Rajab'ın ölümünü kınayan ve İsrail'i uluslararası hukuk önünde hesap vermeye çağıran açıklamalar yaptı. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) platformlarında Gazze'deki ateşkes ve insani yardım koridorlarının açılması için yürüttüğü diplomatik çabaları sürdürüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesindeki aktif rolünü ve bölgede adil bir barış için gösterdiği çabaları yeniden gündeme getiriyor. Ayrıca, uluslararası toplumun çifte standartlarını eleştiren Türkiye'nin, Hind Rajab'ın adaletini sağlamak ve benzer trajedilerin tekrarlanmasını önlemek amacıyla diplomatik girişimlerini artırması beklenir. Bu vaka, Türkiye'nin sadece Filistin'deki insan hakları savunuculuğunu değil, aynı zamanda küresel adalet arayışındaki liderlik rolünü de pekiştiriyor.