Geçtiğimiz ay Kaliforniya'dan Aisha Wahab, ABD Kongresi'ne seçilen ilk Afgan-Amerikalı olarak tarihe geçti. Zaferi, Afganların Amerikan toplumunda gerçekten iz bıraktığının bir işareti olarak selamlandı. Afgan sosyal medyası gurur ve kutlama mesajlarıyla doldu taştı; Batı destekli diaspora medyası ise bu başarıyı umut verici bir gelişme olarak geniş yer verdi. Ancak bu sevinç dalgasının gölgesinde, Afganistan'da yaşayan sıradan insanların karşı karşıya olduğu acı gerçekler yatıyor: uluslararası toplumun Taliban'ı dışlayan politikaları, ülkedeki insani krizi derinleştiriyor ve en çok da masum sivilleri vuruyor.
Uluslararası İzolasyonun Arka Planı
Taliban'ın Ağustos 2021'de Kabil'e girmesinden bu yana, uluslararası toplum iktidardaki gruba karşı mesafeli bir tutum sergiliyor. Birçok ülke Taliban hükümetini resmen tanımadı, ekonomik yaptırımlar uyguladı ve Afganistan'a yönelik kalkınma yardımlarını dondurdu. ABD, Taliban yönetimindeki Afganistan Merkez Bankası'nın 9 milyar dolarlık rezervini dondurdu ve bu fonların serbest bırakılması için Taleban'ın insan haklarına saygı göstermesi şartını koştu. Bu adımlar, Taliban'ı uluslararası normlara uymaya zorlamak amacıyla atılmış olsa da, pratikte Afgan halkının zaten kırılgan olan ekonomisini daha da çökertti.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, Afganistan nüfusunun yarısından fazlası şu anda yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve ülke genelinde milyonlarca insan acil insani yardıma muhtaç durumda. Dondurulan fonlar nedeniyle bankacılık sistemi neredeyse felç olmuş, maaşlar ödenemiyor, sağlık ve eğitim hizmetleri çökmüş durumda. Kuraklık ve ekonomik çöküş, ülkeyi dünyanın en büyük insani krizlerinden birinin eşiğine getirdi.
Öte yandan, Taliban yönetimi kız çocuklarının ortaokul ve lise eğitimini yasakladı, kadınların birçok iş kolunda çalışmasını engelledi ve ifade özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtladı. Bu politikalar uluslararası toplumun tepkisini çekerken, aynı zamanda ülkeye yönelik yardımların askıya alınmasına gerekçe oluşturuyor. Ancak bu yaptırımların hedefi Taliban olsa da, asıl bedeli Afgan halkı ödüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afganistan'daki insani kriz, sadece ülke sınırları içinde kalmıyor; bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ekonomik çöküş ve gıda güvensizliği, komşu ülkelere yönelik göç dalgalarını artırıyor. Pakistan ve İran, son yıllarda milyonlarca Afgan mülteciye ev sahipliği yapmış durumda ve bu ülkeler artan yükten şikayetçi. Ayrıca, istikrarsız bir Afganistan, terör örgütleri için güvenli liman oluşturma riski taşıyor; bu da küresel güvenliği tehdit eden bir unsur olarak öne çıkıyor.
Çin, Rusya ve bölgesel aktörler ise Taliban ile ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor. Çin, Afganistan'ın doğal kaynaklarına ilgi duyuyor ve altyapı yatırımları için zemin arıyor. Rusya ise Taliban'ı terör listesinden çıkarmayı değerlendiriyor. Batı'nın izolasyon politikası ile bölgesel güçlerin angajman çabaları arasındaki bu farklılık, Afganistan'ın geleceğini şekillendirmede yeni bir jeopolitik denge yaratıyor. Ancak bu denge, Afgan halkının acil ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak görünüyor.
Uluslararası toplumun ikilemi net: Taliban'ı meşrulaştırmadan Afgan halkına nasıl yardım edilebilir? Bazı uzmanlar, insani yardımların doğrudan halka ulaştırılması için yaratıcı mekanizmalar geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Ancak mevcut yaptırım rejimi ve bankacılık kısıtlamaları, bu tür çabaları sekteye uğratıyor. Aisha Wahab'ın Kongre'deki varlığı, diaspora için bir umut ışığı olsa da, Afganistan'daki sıradan insanlar için somut bir değişim yaratmak, uluslararası diplomasinin daha esnek ve insani odaklı bir yaklaşım benimsemesini gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Kabil Havalimanı'ndaki güvenlik görevini üstlenmesi ve Taliban ile diyalog kanallarını açık tutması, Ankara'nın bölgede etkin bir aktör olma isteğini gösteriyor. Ancak ekonomik kriz ve artan mülteci yükü, Türkiye'nin insani yardım kapasitesini zorluyor. Türkiye, Afganistan'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve insani yardımların artırılması için uluslararası çağrılarda bulunuyor. Ayrıca, istikrarsız bir Afganistan'ın yaratacağı göç dalgası ve güvenlik tehditleri, Türkiye'nin güney sınırlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Ankara, Batı ile bölgesel güçler arasında denge kurarak Afgan halkının acılarını dindirecek ve kendi ulusal çıkarlarını koruyacak bir politika izlemeye çalışıyor.