ABD, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından başlattığı küresel savaşta cihatçı terör örgütlerini önemli ölçüde zayıflattı, ancak tehdidi tamamen ortadan kaldıramadı. İki trilyon doların üzerinde harcama yapılan ve yüz binlerce can kaybına yol açan müdahaleler, El Kaide'nin Afganistan'daki üslerini dağıttı, Irak ve Suriye'de DEAŞ'ın sözde halifeliğini yıktı. Yine de bu başarılar, cihatçı hareketin ideolojik çekiciliğini yok etmedi; örgütler dönüşerek, bölünerek ve yeni coğrafyalara yayılarak varlığını sürdürdü. Bugün küresel cihatçılık, 2000'lerin ortasındaki zirve dönemine kıyasla daha dağınık, daha yerel ve yönetilmesi daha zor bir görünüm sergiliyor.
20 Yıllık Mücadelenin Bilançosu
11 Eylül saldırıları, ABD'nin "teröre karşı küresel savaş" doktrinini ilan etmesine yol açtı. Ekim 2001'de Afganistan'a düzenlenen operasyonla Taliban rejimi devrildi ve El Kaide lideri Usame bin Ladin, 2011'de Pakistan'ın Abbottabad kentinde öldürüldü. Ancak bu süreçte ABD, Irak'a 2003'te müdahale ederek dikkatini ve kaynaklarını dağıttı; Irak'taki işgal, El Kaide'nin bölgede güçlenmesine ve 2014'te Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adıyla ortaya çıkan yapının doğmasına zemin hazırladı. Suriye iç savaşı da cihatçı grupların bir mıknatıs gibi bölgeye akın etmesine neden oldu. ABD öncülüğündeki koalisyon, 2014-2019 arasında IŞİD'e karşı yürüttüğü hava operasyonları ve yerel müttefik kuvvetlerle örgütün bölgesel hakimiyetini sona erdirdi. 2019'da IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi, Suriye'nin İdlib kentinde düzenlenen operasyonda öldürüldü. Ne var ki örgüt, hücre yapılarına dönüşerek Irak ve Suriye'de düşük yoğunluklu saldırılarını sürdürdü; ayrıca Batı Afrika, Sahel, Mozambik ve Güneydoğu Asya'da yeni kollar türetti.
ABD'nin 2021'de Afganistan'dan asker çekmesi, Taliban'ın hızla Kabil'e dönmesine ve El Kaide ile bağlantılı grupların yeniden canlanmasına yol açtı. Bu geri çekilme, "teröre karşı savaş"ın stratejik bir başarısızlıkla sonuçlandığı eleştirilerini beraberinde getirdi. Öte yandan 2011'de bin Ladin'in öldürülmesi ve 2015-2020 arasında IŞİD'in askeri yenilgisi, cihatçı hareketin merkezi komuta yapılarını ciddi şekilde sarstı. Bugün El Kaide ve IŞİD, eskisi gibi büyük çaplı, koordineli ve Batı'yı hedef alan saldırılar düzenlemekte zorlanıyor; ancak "yalnız kurt" saldırıları, radikalleşme süreçleri ve bölgesel çatışmalardaki rolleriyle tehdit devam ediyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Küresel cihatçılık artık tek bir merkezden yönetilmiyor. El Kaide, Arap Yarımadası, Mağrip, Somali ve Hint Alt Kıtası'nda yerel kollarıyla faaliyet gösterirken; IŞİD, Horasan (Afganistan-Pakistan), Batı Afrika ve Orta Afrika'da etkin. Bu dağınık yapı, istihbarat ve güvenlik güçleri için hedef tespitini zorlaştırıyor. Özellikle Sahel bölgesi, son yıllarda cihatçı grupların en hızlı büyüdüğü alan haline geldi; Mali, Burkina Faso ve Nijer'de devlet otoritesinin zayıflaması, bu grupların kontrol alanlarını genişletmesine olanak tanıdı. Afrika Boynuzu'nda Eş-Şebab, Somali'de istikrarsızlığın sürmesinde başrol oynuyor. Suriye'nin kuzeydoğusundaki kamplarda tutulan binlerce yabancı savaşçı ve aile üyesi, radikalleşmenin geleceği açısından endişe kaynağı. Ayrıca cihatçı ideoloji, internet ve sosyal medya üzerinden yayılmaya devam ediyor; pandemi döneminde çevrimiçi radikalleşme vakalarında artış yaşandı.
ABD'nin askeri müdahaleleri, cihatçılığı tamamen ortadan kaldırmadı; ancak örgütlerin kapasitesini sınırladı ve Batı'ya yönelik büyük ölçekli saldırıları engelledi. Yine de uzun vadeli çözüm için askeri yöntemlerin ötesinde, ideolojik mücadele, iyi yönetişim, ekonomik kalkınma ve bölgesel işbirliği gerekiyor. ABD'nin önceliklerini Çin ve Rusya'ya karşı büyük güç rekabetine kaydırması, cihatçı tehdidin ihmal edilmesi riskini taşıyor. Avrupa ülkeleri, kendi topraklarında radikalleşmiş bireylerin saldırı düzenleme potansiyeli nedeniyle tedirgin. NATO ve AB, istihbarat paylaşımını artırsa da Suriye ve Irak'taki istikrarsızlık, cihatçı grupların yeniden güç kazanması için uygun ortam yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel cihatçılıkla mücadelede hem hedef hem de aktör konumunda. DEAŞ'ın 2015-2017 arasında Türkiye'de düzenlediği bombalı saldırılar, tehdidin boyutunu gösterdi. Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla DEAŞ'ı sınırlarından uzaklaştırırken, PKK/YPG ile mücadelesini sürdürdü. Ancak Suriye'nin kuzeyindeki istikrarsızlık, radikal grupların yeniden palazlanma riskini canlı tutuyor. Ayrıca Türkiye, yabancı savaşçıların transit güzergâhı olarak algılanma riskiyle karşı karşıya. NATO müttefikleriyle istihbarat işbirliği ve sınır güvenliği kritik önemde. Küresel cihatçılığın dönüşümü, Türkiye'nin hem iç güvenliği hem de bölgesel nüfuzu açısından yakından izlenmeli; Suriye ve Irak'ta kalıcı istikrar, Türkiye'nin güvenliği için elzem.