3 Mayıs 2023, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün 30. yıl dönümü olarak kutlanıyor. Bu özel gün, 1991 yılında Namibya’nın başkenti Windhoek’te kabul edilen ve bağımsız ve çoğulcu bir basının önemini vurgulayan Windhoek Deklarasyonu’nun anısını yaşatıyor. Deklarasyon, Afrika kıtasındaki gazetecilerin öncülüğünde hazırlanmış olmasına rağmen, kısa sürede küresel bir referans haline gelmiş ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından benimsenmiştir. Bugün, dünya genelinde basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin arttığı bir dönemde, Windhoek Deklarasyonu’nun ilkeleri her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.
Windhoek Deklarasyonu’nun Tarihsel Arka Planı ve Önemi
Windhoek Deklarasyonu, 29 Nisan - 3 Mayıs 1991 tarihleri arasında Namibya’nın başkenti Windhoek’te düzenlenen “Afrika Bağımsız ve Çoğulcu Basının Gelişimi” başlıklı seminerin ardından yayınlanmıştır. Seminer, UNESCO ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından organize edilmiş olup, Afrika’nın dört bir yanından gazeteciler, hukukçular ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirmiştir. Deklarasyon, bağımsız gazeteciliğin demokratik toplumların temel taşı olduğunu vurgulamış; sansür, devlet kontrolündeki yayıncılık ve gazetecilere yönelik baskıları kınamıştır. Ayrıca, medyanın çoğulculuğu ve ifade özgürlüğünün korunması için yasal güvencelerin önemine dikkat çekmiştir. O dönemde Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte birçok Afrika ülkesinde demokratikleşme dalgası yaşanırken, deklarasyon bölgedeki bağımsız medyanın gelişimi için bir yol haritası sunmuştur.
Deklarasyonun etkisi kısa sürede Afrika’nın ötesine geçmiş ve 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 3 Mayıs’ı Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etmiştir. UNESCO’nun her yıl bu tarihte yayınladığı raporlar, dünya genelinde gazetecilere yönelik saldırıları, tutuklamaları ve ölümleri belgeleyerek basın özgürlüğünün durumuna ışık tutmaktadır. Windhoek Deklarasyonu, aynı zamanda daha sonraki bölgesel deklarasyonlara da ilham kaynağı olmuştur: 1996’da Santiago Deklarasyonu (Amerika), 2007’de Karadeniz Bölgesel Deklarasyonu, 2008’de Doha Deklarasyonu (Arap devletleri) ve 2013’te Medya Geliştirme İçin Küresel Forum Deklarasyonu gibi.
Küresel Boyut: Basın Özgürlüğüne Yönelik Artan Tehditler
30 yıl sonra, Windhoek Deklarasyonu’nun idealleri hâlâ birçok yerde gerçekleşmemiş durumda. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, dünya genelinde basın özgürlüğü giderek daha fazla tehdit altında. Özellikle pandemi döneminde birçok hükümet, dezenformasyonla mücadele adı altında gazetecilere yönelik baskıları artırmıştır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, savaş muhabirlerinin karşılaştığı riskleri bir kez daha gözler önüne sererken; Myanmar, Çin, Suudi Arabistan ve Macaristan gibi ülkelerde bağımsız medya organlarına yönelik kapatma ve gazetecilere yönelik tutuklamalar devam etmektedir. Dijital çağda, siber saldırılar, gözetim ve trollerin baskısı da geleneksel sansür yöntemlerine eklenmiştir. Windhoek Deklarasyonu’nun 30. yılı, hem medya çalışanlarının güvenliği hem de çevrimiçi alanda ifade özgürlüğünün korunması gibi güncel konuları gündeme taşımaktadır.
UNESCO’nun bu yılki teması “Basın Özgürlüğü: Herkes İçin Bir Adalet Meselesi” olarak belirlenmiştir. Tema, basın özgürlüğünü sadece gazeteciler için değil, tüm toplum için bir insan hakkı olarak ele almaktadır. Gerçekten de, bağımsız bir medya olmadan yolsuzlukların ortaya çıkarılması, iktidarın denetlenmesi ve vatandaşların bilgilendirilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, Windhoek Deklarasyonu’nun ruhu, demokratik değerlerin korunmasında kritik bir yol gösterici olmaya devam etmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda basın özgürlüğü alanında uluslararası endekslerde alt sıralarda yer almaktadır. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2023 raporunda Türkiye 180 ülke arasında 165. sırada bulunuyor. Medya kuruluşlarının hükümet yanlısı şirketler tarafından satın alınması, gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar ile sosyal medyaya getirilen kısıtlamalar, Windhoek Deklarasyonu ilkeleriyle çelişmektedir. Ancak Türkiye, bölgesel bir güç olarak Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar’da medya çoğulculuğunun teşviki konusunda belirleyici bir rol oynayabilir. Bu nedenle, Türkiye’nin kendi içinde basın özgürlüğünü güçlendirmesi hem demokratik meşruiyetini artıracak hem de bölgede bir örnek teşkil edecektir. Windhoek’in ruhu, bugün Türkiye’deki gazeteciler için de hâlâ geçerliliğini korumaktadır.