Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2050 yılına kadar küresel kanser vakalarının, acil önlem alınmaması halinde neredeyse iki katına çıkabileceği uyarısında bulundu. DSÖ'nün Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından yayımlanan yeni rapora göre, 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası kaydedilirken, bu sayının 2050’de yılda 30 milyonu aşması bekleniyor. Raporda, meme, akciğer, kolorektal ve prostat kanserlerinin en sık görülen türler arasında olduğu, ancak özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde kanserle mücadelede ciddi eşitsizlikler yaşandığı vurgulanıyor. DSÖ, hükümetlere ‘insan merkezli’ bir yaklaşımla kanser önleme, erken teşhis ve tedavi hizmetlerine evrensel erişim sağlanması çağrısında bulundu.
Artan Kanser Yükü ve Eşitsizlikler
IARC’nin raporu, 2050’deki 30 milyonluk yeni vaka tahminini, yalnızca nüfus artışı ve yaşlanma değil, aynı zamanda kanser risk faktörlerine maruziyetteki artışa da bağlıyor. Düşük gelişmişlik endeksine sahip ülkelerde, bu artışın en yüksek oranda (%142) yaşanması beklenirken, orta gelirli ülkelerde %99, yüksek gelirli ülkelerde ise %56 artış öngörülüyor. Bu eşitsizlik, önleme ve tedavi hizmetlerine erişimdeki uçurumdan kaynaklanıyor. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Kanserin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, milyonlarca insan hâlâ bu temel hizmetlere erişemiyor. Bu bir adaletsizliktir” dedi. Raporda ayrıca, tütün kullanımı, alkol tüketimi, obezite ve hava kirliliği gibi önlenebilir risk faktörlerine daha fazla dikkat çekiliyor. Özellikle akciğer kanserinin, tütün kullanımı ve hava kirliliğinin birleşik etkisiyle gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın hale geldiği belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ortadoğu ve Afrika Kırmızı Alarmda
Rapor, kanser yükünün bölgesel dağılımında da çarpıcı farklılıklar ortaya koyuyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde kanser vakalarının 2050'de iki kattan fazla artması beklenirken, Sahra Altı Afrika'da bu oranın %150'yi bulabileceği ifade ediliyor. Bu durum, sağlık altyapısının yetersizliği, kanser kayıt sistemlerinin eksikliği ve HPV (Human Papilloma Virüsü) aşısı gibi koruyucu sağlık hizmetlerine erişimdeki kısıtlılıklar nedeniyle daha da vahim bir hal alıyor. IARC, özellikle serviks (rahim ağzı) kanserinin aşı ve tarama ile neredeyse tamamen önlenebilir olmasına rağmen, düşük gelirli ülkelerde hâlâ en sık görülen kanser türlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Küresel anlamda, rapor kanserle mücadelede uluslararası iş birliğinin ve Dünya Sağlık Örgütü'nün koordinasyon rolünün önemini bir kez daha vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, DSÖ verilerine göre kanser görülme sıklığı açısından dünya ortalamasının üzerinde bir yük taşıyor. Raporda belirtilen eşitsizlikler, Türkiye’nin sağlık politikalarında özellikle kırsal bölgeler ve dezavantajlı gruplar için erken teşhis ve tarama programlarının yaygınlaştırılmasının önemini ortaya koyuyor. Ayrıca, Türkiye’nin son yıllarda meme ve rahim ağzı kanseri taramalarında kaydettiği ilerlemeye rağmen, hava kirliliği ve tütün kullanımı gibi önlenebilir risk faktörleriyle mücadelede daha etkili politikalar geliştirmesi gerekiyor. Bölgesel olarak, Ortadoğu’daki kanser yükünün artışı, Türkiye’nin sağlık diplomasisini ve bölge ülkeleriyle iş birliğini güçlendirmesi için bir fırsat penceresi sunuyor. DSÖ’nün ‘insan merkezli’ yaklaşım çağrısı, Türkiye’nin sağlık sisteminde yapısal reformlar yapması gerekliliğine işaret ediyor.