Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DRK) güvenlik güçleri, Devlet Başkanı Félix Tshisekedi'nin üçüncü dönem görev yapmasının önünü açacak anayasa değişikliğine karşı ülke genelinde düzenlenen protestoları sert biçimde bastırdı. Başkent Kinşasa başta olmak üzere Lubumbashi, Goma ve Kisangani gibi kentlerde sokağa çıkan göstericilere polis göz yaşartıcı gaz ve su topuyla müdahale etti; çok sayıda kişi gözaltına alındı. Muhalefet, hükümeti anayasal düzeni askıya almakla suçlarken, yetkililer gösterilerin yasak olduğunu savunuyor.
Anayasa Değişikliği Tartışmasının Arka Planı
Tshisekedi, 2019'da Joseph Kabila'nın 18 yıllık iktidarını sona erdirerek iktidara geldi. 2023'teki seçimleri kazanarak ikinci dönemine başlayan Tshisekedi'nin, halihazırda görevde olduğu süre boyunca anayasanın iki dönem sınırını değiştirmeye yönelik adımlar attığı belirtiliyor. Muhalefet ve sivil toplum örgütleri, bu değişikliğin Tshisekedi'ye 2028'den sonra da iktidarda kalma imkânı tanıyacağını ve ülkeyi otoriterleşmeye sürükleyeceğini dile getiriyor.
Anayasa değişikliği süreci, geçtiğimiz aylarda hükümetin parlamentoya sunduğu bir taslakla gündeme geldi. Tasarı, başkanlık süresinin uzatılmasının yanı sıra yargı bağımsızlığını zayıflatacak ve yürütmeye geniş yetkiler verecek maddeler içeriyor. Muhalefet partileri, değişikliğin halkın iradesini hiçe saydığını ve ülkenin demokratik kazanımlarını geriye götüreceğini vurguluyor.
Protestolar, başta başkent Kinşasa'nın merkezi olmak üzere ülkenin dört bir yanında patlak verdi. Görgü tanıkları, polisin göstericilere karşı orantısız güç kullandığını, bazı bölgelerde internet erişiminin kesildiğini ve muhalefet liderlerinin ev hapsine alındığını aktardı. İnsan hakları örgütleri, gözaltına alınanların sayısının yüzleri bulduğunu ve işkence iddialarının olduğunu bildiriyor. Hükümet sözcüsü ise gösterilerin "yasa dışı" olduğunu ve kamu düzenini bozmaya yönelik girişimlere izin verilmeyeceğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
DRK, Afrika'nın en büyük ve en kalabalık ülkelerinden biri olarak kıtadaki istikrar açısından kritik bir konumda. Ülke, son yıllarda doğusunda devam eden silahlı çatışmalar, yasadışı madencilik faaliyetleri ve insani krizlerle boğuşuyor. Anayasa değişikliği tartışması, bu kırılgan ortamda siyasi gerilimi daha da artırarak bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir. Özellikle Ruanda ve Uganda ile yaşanan sınır gerginlikleri ve M23 isyancı grubunun faaliyetleri göz önüne alındığında, Kinşasa'daki siyasi krizin Büyük Göller bölgesine yayılma riski bulunuyor.
Uluslararası toplumun tepkisi de gecikmedi. Avrupa Birliği ve ABD, şiddeti kınayarak tüm taraflara itidal çağrısı yaptı; ancak Tshisekedi yönetimine yönelik yaptırım tehdidi henüz somutlaşmadı. Afrika Birliği, diyalog çağrısında bulunurken, Birleşmiş Milletler insan hakları uzmanları, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını ve barışçıl gösteri hakkının korunmasını talep etti. Çin ve Rusya gibi aktörlerin ise içişlerine karışmama ilkesi çerçevesinde sessiz kalmayı tercih ettiği gözlemleniyor.
DRK, dünyanın en büyük kobalt ve bakır rezervlerine ev sahipliği yapıyor; bu madenler elektrikli araç bataryaları ve yenilenebilir enerji teknolojileri için hayati önem taşıyor. Siyasi istikrarsızlık, küresel tedarik zincirlerini ve emtia fiyatlarını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca, ülkedeki çatışma ortamı, yasadışı madencilik ve insan hakları ihlalleri, uluslararası yatırımcıların çekingen davranmasına yol açıyor. Tshisekedi hükümeti, ekonomik kalkınma vaatleriyle iktidara gelmişti; ancak artan otoriter eğilimler, bu vaatlerin gerçekleşmesini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sahra altı Afrika'da Türkiye'nin son yıllarda ilişkilerini yoğunlaştırdığı ülkelerden biri. Türkiye, DRK'da büyükelçilik açmış, TİKA aracılığıyla kalkınma yardımları yürütmüş ve Türk iş insanlarının madencilik ile altyapı projelerine ilgisi artmıştı. Ancak ülkedeki siyasi istikrarsızlık ve anayasa krizi, bu ekonomik iş birliklerini riske atabilir. Ayrıca Türkiye'nin Afrika açılımı stratejisi, istikrarlı ortaklıklar üzerine kurulu; DRK'daki otoriterleşme eğilimi, Ankara'nın demokrasi ve insan hakları söylemiyle çelişebilir. Bölgesel güvenlik açısından ise Büyük Göller'deki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin barışı koruma misyonlarına katılımını ve insani yardım faaliyetlerini etkileyebilir.