Küresel döviz piyasalarında ABD doları, güçlü ekonomik veriler ve Fed'in faiz oranlarını yüksek tutma beklentileriyle yükselişe geçerken, Japon yeni 40 yılın en düşük seviyesine geriledi. Dolar endeksi (DXY) yüzde 0,5 artışla 105,8 seviyesine çıkarken, dolar/yen paritesi 161,80 ile Aralık 1986'dan bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Analistler, Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) sıkılaştırıcı adımlarının yetersiz kaldığını ve ABD-Japonya arasındaki faiz farkının yen üzerinde baskı oluşturduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Japon yeni, 2021 sonlarından itibaren sürekli değer kaybediyor. BOJ, Nisan 2024'te faiz oranlarını 17 yıl sonra ilk kez artırarak yüzde 0-0,1 aralığına çıkardı, ancak bu adım beklentileri karşılamadı. ABD Merkez Bankası (Fed) ise faiz oranlarını yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit tutarken, enflasyonla mücadele için daha fazla faiz artışı sinyali verdi. İki ülke arasındaki faiz farkı yaklaşık 5,5 puan olup, bu durum carry trade işlemlerini teşvik ediyor. Yatırımcılar düşük faizli yenden borçlanıp yüksek faizli dolara yatırım yaparak kazanç sağlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yenin değer kaybı, Asya'nın diğer para birimleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Çin yuanı, Güney Kore wonu ve Tayland bahtı benzer şekilde dolar karşısında zayıflıyor. Bu durum, Asya'da enflasyonist baskıları artırırken, ithalata bağımlı ülkelerde maliyetleri yükseltiyor. Japonya, enerji ve gıda ithalatında artan fiyatlarla mücadele ediyor. Öte yandan, zayıf yen Japon ihracatçılarına rekabet avantajı sağlıyor; Toyota, Sony gibi şirketler dış satışlarını artırıyor. Küresel ölçekte, doların güçlenmesi gelişen piyasa para birimlerini de baskı altına alıyor ve borç ödeme maliyetlerini yükseltiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doların küresel güçlenmesi, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için olumsuz bir sinyal. TL'nin dolar karşısında değer kaybı riski artıyor ve ithalat fiyatları yukarı çekilebilir. Japonya-Türkiye ticaret hacmi 2023'te 4,5 milyar dolar civarında olup, zayıf yen Türkiye'nin Japonya'ya ihracatını daha pahalı hale getirebilir. Ancak Türkiye'nin enerji ve hammadde ithalatı dolar cinsinden olduğu için, doların güçlenmesi cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Merkez Bankası'nın faiz politikası ve rezerv yönetimi bu süreçte kritik önem taşıyor.