Doğu Libya’da faaliyet gösteren Tobruk merkezli hükümet, Gazze Şeridi’ne insani yardım taşıyan uluslararası bir konvoya katılan aktivistleri yaklaşık bir ay süren gözaltının ardından serbest bıraktı. Middle East Eye’ın haberine göre, aktivistler 14 Mart’ta Bingazi kenti yakınlarında gözaltına alınmıştı. Serbest bırakma kararı, uluslararası toplumun ve insan hakları örgütlerinin yoğun baskısı sonrası geldi. Konvoy, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve devam eden abluka nedeniyle bölgeye ilaç, gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri ulaştırmayı hedefliyordu. Tobruk yönetimi, konvoyun “izinsiz” ve “egemenlik ihlali” yaptığı gerekçesiyle aktivistleri alıkoyduklarını açıklamıştı. Ancak eleştirmenler, bu tutumun Libya’daki siyasi bölünmüşlüğün ve uluslararası yardım çabalarının önündeki engellerin bir yansıması olduğunu belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Libya, 2011’de Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana iki rakip yönetim arasında bölünmüş durumda: Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Trablus’ta, Tobruk merkezli doğu yönetimi ise Halife Hafter’in güçleri tarafından destekleniyor. İki taraf arasındaki siyasi çekişme, insani yardım operasyonlarını da etkiliyor. Gazze’ye yardım götüren konvoy, Avrupa ve Afrika’dan gelen 50’den fazla aktivist, gazeteci ve yardım çalışanını içeriyordu. Konvoy, Mart başında Mısır’dan Gazze’ye geçmek üzere Libya üzerinden geçerken durduruldu. Tobruk yönetimi, konvoyun kendi topraklarında izinsiz faaliyet yürüttüğünü ve güvenlik prosedürlerini ihlal ettiğini iddia etti. Aktivistlerin savunucuları ise bu suçlamaları reddederek, konvoyun insani yardım amacı taşıdığını ve uluslararası hukuka uygun olduğunu vurguladı. Gözaltı sürecinde aktivistlerin kötü muameleye maruz kaldığına dair raporlar da yayınlandı; serbest bırakıldıklarında sağlık durumlarının genel olarak iyi olduğu bildirildi. Olay, Libya’da yardım kuruluşlarının karşılaştığı bürokratik engelleri ve güvenlik risklerini bir kez daha gündeme getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu olay, Libya’nın siyasi istikrarsızlığının sadece iç dinamikleri değil, aynı zamanda bölgesel insani krizleri de nasıl etkilediğini gösteriyor. Gazze’ye yardım ulaştırma çabaları, savaş ve abluka altındaki Filistin toprakları için kritik önem taşıyor. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana sürdürdüğü askeri operasyonlar ve sıkı abluka, Gazze’deki 2,3 milyon insanı insani felaketin eşiğine getirdi. Uluslararası toplum, Gazze’ye yardım akışını artırmak için çabalarken, Libya gibi geçiş noktalarındaki siyasi engeller bu çabaları baltalıyor. Aynı zamanda, Tobruk yönetiminin uluslararası yardım konvoylarına karşı tutumu, Libya’nın BM tanınmış hükümeti ile doğu yönetimi arasındaki koordinasyon eksikliğini ortaya koyuyor. Bölgesel olarak, Mısır’ın Gazze sınırındaki Refah Kapısı’nı kontrol etmesi, yardımların kara yoluyla ulaştırılmasını sınırlıyor; bu nedenle alternatif güzergâhlar aranıyor. Ancak Libya üzerinden yapılan yardımlar, ülkenin iç çatışmaları ve meşruiyet sorunları nedeniyle risk taşıyor. Uluslararası baskı, aktivistlerin serbest bırakılmasında etkili oldu ancak benzer olayların tekrarlanmaması için Libya’daki siyasi çözümün hızlandırılması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya’da BM tanınan Trablus hükümetiyle yakın ilişkiler içinde ve Doğu Libya’daki Tobruk yönetimiyle de sınırlı diyalog yürütüyor. Ancak Tobruk’un Gazze konvoyu aktivistlerini alıkoyması, Türkiye’nin desteklediği insani yardım koridorlarını etkileyebilir. Türkiye, Gazze’ye yönelik insani yardımları artırma çabasında iken, Libya’daki bölünmüşlük bu yardımların önünde bir engel teşkil ediyor. Ayrıca, Türkiye’nin Libya’daki ekonomik çıkarları ve enerji arama faaliyetleri de bu tür istikrarsızlıklardan etkilenebilir. Olay, Ankara’nın Libya’daki tarafları birleştirme çabalarının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye, Trablus hükümetiyle yaptığı askeri ve deniz yetki anlaşmaları çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu korumaya çalışırken, bu tür gelişmeler bölgesel istikrarı tehdit ediyor.