Birleşmiş Milletler (BM), 20 yılı aşkın süredir ilk kez AIDS ile mücadeleye ilişkin ortak bir bildirge üzerinde uzlaşı sağlayamadı. Bu tarihi başarısızlık, üye ülkeler arasında HIV politikaları konusunda derinleşen siyasi bölünmelerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Özellikle uluslararası yardım bütçelerindeki kesintilerin, dünyanın en çok etkilenen bölgelerindeki önleme programlarını tehdit ettiği bir dönemde yaşanan bu gelişme, küresel sağlık diplomasisinde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor.
Uzlaşı Sağlanamamasının Nedenleri
BM Genel Kurulu'nda yapılan müzakerelerde, taslak bildirge metninde yer alan bazı ifadeler üzerinde anlaşmazlık yaşandı. Özellikle cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve uyuşturucu kullanıcılarına yönelik zarar azaltma programları gibi hassas konular, muhafazakar ülkelerin itirazıyla karşılaştı. Kaynaklara göre, Rusya ve bazı Afrika ülkeleri, metinde LGBTİ+ bireylerin ve risk altındaki grupların açıkça belirtilmesine karşı çıktı. Ayrıca, gelişmiş ülkelerin taahhüt ettikleri mali yardımları yeterince yerine getirmediği yönündeki eleştiriler de süreci tıkadı. UNAIDS verilerine göre, 2022 yılında AIDS ile mücadele için gereken 29,3 milyar dolarlık kaynağın yalnızca 20,8 milyar doları sağlanabildi. Bu finansman açığı, özellikle Sahra Altı Afrika'da yeni enfeksiyonların azaltılması ve tedaviye erişimin genişletilmesi çabalarını sekteye uğratıyor.
Son iki yılda ABD, İngiltere ve Hollanda gibi büyük bağışçı ülkelerin dış yardım bütçelerinde yaptıkları kesintiler, HIV önleme ve tedavi programlarını doğrudan etkiledi. Örneğin, ABD'nin PEPFAR programına yönelik fonları azalırken, İngiltere'nin uluslararası yardım bütçesi gayri safi milli gelirinin %0,5'ine düşürüldü. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde antiretroviral ilaçlara erişimi zorlaştırıyor ve yeni enfeksiyonların önlenmesinde kritik öneme sahip toplum temelli sağlık çalışanlarının işsiz kalmasına yol açıyor.
Küresel Etkiler ve Bölgesel Yansımalar
Uzlaşı sağlanamamasının küresel etkileri, yalnızca finansmanla sınırlı değil. BM'nin bu alandaki liderlik rolünün zayıflaması, HIV/AIDS ile mücadelede uluslararası iş birliğinin geleceği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, 2022 yılında dünya genelinde 39 milyon kişi HIV ile yaşıyor, 1,3 milyon yeni enfeksiyon meydana geldi ve 630 bin kişi AIDS'e bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Hedeflenen 2030 yılına kadar AIDS'i bir halk sağlığı tehdidi olmaktan çıkarma hedefine ulaşmak için mevcut hızın en az üç katına çıkarılması gerekiyor. Ancak bildirgenin kabul edilememesi, siyasi iradenin eksik olduğunu ve bu hedefe ulaşmanın her geçen gün zorlaştığını gösteriyor.
Bölgesel olarak, en büyük etki Sahra Altı Afrika'da görülüyor. Kıtada HIV yaygınlığı yüksek olan ülkeler, uluslararası yardımlara bağımlılıklarını azaltmak için yerel kaynakları artırma çabasında olsa da, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve sağlık altyapısının yetersizliği nedeniyle bu dönüşüm yavaş ilerliyor. Doğu Avrupa ve Orta Asya'da ise yeni enfeksiyon hızı artıyor; bu bölgelerde damar içi uyuşturucu kullanımı ve cinsel işçilik gibi risk faktörleri yaygın ve zarar azaltma programları yeterince uygulanamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, HIV/AIDS ile mücadelede ulusal programlarını sürdürmekle birlikte, bu gelişme küresel sağlık politikalarındaki belirsizliğin arttığını gösteriyor. Türkiye, özellikle Afrika ve Orta Doğu'da yürüttüğü kalkınma yardımları kapsamında sağlık projelerine destek vermektedir; ancak BM'nin liderlik boşluğu, bu tür çabaların koordinasyonunu zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'de HIV vaka sayıları artış eğilimindedir; Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2022'de yaklaşık 25 bin kişi HIV ile yaşamaktadır. Uluslararası finansman kesintileri, gelişmekte olan ülkelerdeki tedavi zincirini etkileyerek Türkiye'ye yönelik göç ve ilaç tedariki gibi konularda dolaylı etkiler yaratabilir. Bu nedenle Türkiye'nin, küresel sağlık diplomasisinde daha aktif rol alması ve özellikle kendi bölgesinde HIV ile mücadelede iş birliğini güçlendirmesi önem taşımaktadır.