ABD’de son haftalarda art arda yaşanan gıda güvenliği skandalları, Başkan Donald Trump yönetiminin Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE) liderliğinde yaptığı kesintilerin ülkenin gıda denetim mekanizmasını zayıflatıp zayflatmadığı sorusunu gündeme getirdi. Özellikle Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Tarım Bakanlığı’na (USDA) bağlı Gıda Güvenliği ve Denetim Servisi’nde (FSIS) yaşanan personel ve bütçe azaltımları, tüketici sağlığını tehdit eden risklerin gözden kaçırılabileceği endişelerini artırdı. Trump yönetimi, federal harcamaları kısmak amacıyla kurduğu DOGE’nin bu kurumlardaki iş gücünü önemli ölçüde azalttığını doğrularken, gıda güvenliği uzmanları bu durumun “sistematik bir zafiyet” yarattığını savunuyor.
Gelişmenin arka planı
DOGE, Elon Musk’ın danışmanlığında kurulan ve devlet kurumlarındaki israfı önlemek amacıyla hareket eden bir yapı olarak öne çıkıyor. Kuruluşundan bu yana birçok federal ajansın bütçesinde ciddi kesintiler yapılırken, en sert uygulamalardan biri gıda güvenliği alanında yaşandı. FDA’nın gıda denetimlerinden sorumlu birimlerinde görev yapan yaklaşık 2 bin çalışanın işine son verildiği ya da erken emekliliğe teşvik edildiği bildirilirken, USDA’nın et, tavuk ve yumurta ürünlerini denetleyen FSIS’te de benzer bir süreç yaşandı. Bu kesintiler, özellikle kırsal bölgelerdeki mezbaha ve işleme tesislerinde denetim sıklığının azalmasına, hatta bazı tesislerin haftalarca denetimsiz kalmasına yol açtı.
Gıda güvenliği uzmanları, bu durumun Salmonella, E. coli ve Listeria gibi patojenlerin yayılma riskini artırdığını belirtiyor. Örneğin, geçtiğimiz ay Ortabatı eyaletlerinde görülen ve iki kişinin ölümüne neden olan E. coli salgını, kaynağı tespit edilemeyen kıyma ürünlerine dayandırıldı. Salgının ardından yapılan incelemelerde, söz konusu bölgedeki denetimlerin son altı ayda üçte bir oranında azaldığı ortaya çıktı. Benzer şekilde, Kaliforniya’da bir mandırada tespit edilen Listeria kontaminasyonu, tesisin son denetiminin dokuz ay önce yapıldığını gösterdi.
Trump yönetimi ise kesintilerin gıda güvenliğini olumsuz etkilemediğini, aksine kurumların daha verimli çalışmaya başladığını savunuyor. Hükümet sözcüsü yaptığı açıklamada, “DOGE sayesinde bürokrasiyi azalttık ve kaynakları daha etkin kullanıyoruz. Denetim sayılarındaki düşüş, risk bazlı denetim modeline geçişin bir sonucudur” ifadelerini kullandı. Ancak bu açıklama, gıda güvenliği alanında çalışan sivil toplum örgütleri ve Demokrat Partili milletvekilleri tarafından şüpheyle karşılanıyor. Temsilciler Meclisi Tarım Komitesi’nin Demokrat üyesi Rosa DeLauro, “Bu kesintiler, halk sağlığını korumak yerine şirket kârlarını önceliklendiriyor. Son salgınlar bunun kanıtı” dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD’nin gıda güvenliği sistemindeki bu zafiyet, yalnızca iç tüketimi değil, küresel gıda ticaretini de etkileme potansiyeli taşıyor. ABD, dünyanın en büyük gıda ihracatçılarından biri konumunda; özellikle et, tahıl ve süt ürünlerinde önemli bir pazar payına sahip. Gıda güvenliği denetimlerinin zayıflaması, ihraç edilen ürünlerde kontaminasyon riskini artırarak, ithalatçı ülkelerin yeni tedbirler almasına neden olabilir. Nitekim Avrupa Birliği ve Çin, ABD’den gelen et ürünlerinde son aylarda artan oranda numune testi yapmaya başladı. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) yetkilileri, “ABD’deki denetim süreçlerindeki aksaklıkları yakından izliyoruz. Gerekirse ithalat kısıtlamaları dahil her türlü önlemi almaya hazırız” açıklamasında bulundu.
Uzmanlar, bu durumun ABD’nin uluslararası itibarına zarar verebileceğini ve “güvenilir gıda tedarikçisi” imajını sarsabileceğini belirtiyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kuralları çerçevesinde, ülkelerin gıda güvenliği standartlarını koruma yükümlülüğü bulunuyor; ancak ABD’nin mevcut politikası, bu yükümlülüklere aykırı bir görünüm sergiliyor. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerdeki gıda güvenliği programlarına yapılan ABD kaynaklı teknik yardımların da kesilmesi, küresel gıda güvenliği mimarisinde yeni bir boşluk yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin gıda ticaretinde önemli bir ortak olan ABD ile olan ilişkilerini yakından ilgilendiriyor. Türkiye, ABD’den özellikle soya fasulyesi, mısır ve bazı işlenmiş gıda ürünleri ithal ederken, iki ülke arasındaki tarımsal ticaret hacmi milyarlarca doları buluyor. ABD’deki denetim zafiyetleri, Türk denetim otoritelerinin ithal ürünlere yönelik daha sıkı kontrol mekanizmaları kurmasını gerektirebilir. Bu durum, Türkiye’nin kendi gıda güvenliği standartlarını yükseltmesi için bir fırsat olarak görülebilir. Ayrıca, küresel gıda tedarik zincirinde yaşanacak olası bir güven bunalımı, Türkiye’nin alternatif tedarikçi olarak öne çıkmasına kapı aralayabilir. Ancak bu fırsatın değerlendirilmesi, Türkiye’nin kendi denetim kapasitesini güçlendirmesiyle doğrudan ilişkilidir.