ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yeniden alevlenen çatışmaların "çok uzun sürmeyeceğini" öne sürerken, ABD'nin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürdüğünü iddia etti. Trump'ın açıklamaları, Basra Körfezi'nde artan askeri gerginliğin ortasında geldi. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun (IRGC) son haftalarda bölgede ABD Donanması'na ait gemilere yönelik tacizkar manevralar yaptığı yönünde haberler yayılmıştı. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırması ve nükleer müzakerelerin sekteye uğraması, iki ülke arasındaki gerilimi yeniden tırmandırmış durumda.
Trump'ın açıklamaları ve Hürmüz kontrolü
Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, "İran ile yaşananlar uzun sürmeyecek, çünkü orada kontrol bizde. Hürmüz Boğazı bizim kontrolümüz altında ve öyle kalacak" ifadelerini kullandı. Bu sözler, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırdığı bir dönemde geldi. Pentagon, geçtiğimiz hafta bölgeye USS Dwight D. Eisenhower uçak gemisi ve refakat filosunun konuşlandırıldığını doğrulamıştı.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor; her gün yaklaşık 20 milyon varil ham petrol buradan geçiyor. Boğaz üzerindeki kontrol, hem ABD hem de İran için stratejik önem taşıyor. İranlı yetkililer daha önce boğazın kapatılması tehdidinde bulunmuş, ancak bu tehditler hiçbir zaman hayata geçirilmemişti. Uzmanlar, İran'ın boğazı tamamen kapatma kapasitesine sahip olmadığını, ancak deniz trafiğini aksatacak mayın döşeme veya sürat tekneleriyle taciz gibi asimetrik yöntemlere başvurabileceğini belirtiyor.
Trump'ın bu açıklamaları, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumla yaşanan anlaşmazlığın gölgesinde geldi. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdığını duyurmuş, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) son raporunda İran'ın düşük seviyeli uranyumu yüzde 60'a kadar zenginleştirdiğini tespit etmişti. Bu oran, silah yapımına yakın bir seviye olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel gerginlik ve uluslararası tepkiler
ABD ile İran arasındaki gerginlik, yalnızca iki ülkeyi değil, bölge ülkelerini ve küresel enerji piyasalarını da yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, olası bir çatışmanın enerji tedarik zincirlerini kesintiye uğratmasından endişe ediyor. Petrol fiyatları, son haftalarda bu gerginliğin etkisiyle dalgalanmalar yaşadı; Brent tipi ham petrolün varil fiyatı 90 doların üzerine çıktı.
Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler, taraflara itidal çağrısında bulunuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, "İran ile ABD arasındaki gerginliğin tırmanması bölgesel bir felakete yol açabilir. Herkesin sorumlu davranması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Uzmanlar, iki ülke arasındaki asıl sorunun nükleer anlaşma olduğunu vurguluyor. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) ABD'nin tek taraflı çekilmesi, İran'ın anlaşma yükümlülüklerini askıya almasına ve uranyum zenginleştirme kapasitesini artırmasına neden oldu. Mevcut gerginlik, tarafların birbirine güven duymadığı bir ortamda diplomasinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile ilişkileri olan, aynı zamanda enerji ithalatında büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke. Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir çatışma, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Türkiye'nin ham petrol ve doğalgaz ithalatının önemli bir kısmı Körfez ülkelerinden ve İran'dan sağlanıyor. Boğaz'ın geçici olarak kapanması bile enerji fiyatlarında ani artışlara yol açabilir ve bu durum Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Ayrıca Türkiye, İran ile iyi komşuluk ilişkileri kurmaya çalışırken, ABD ile de stratejik ortaklığını sürdürmekte; bölgede krizin büyümesi Türkiye'nin diplomatik manevra alanını daraltabilir. Bu nedenle Ankara, hem tarafları itidal çağrısı yapmaya hem de diyaloğu teşvik etmeye devam etmekte.