The Walt Disney Company, canlı TV yayın hizmetlerinin maliyetini artıran uygulamaları nedeniyle açılan bir toplu davada 50 milyon dolarlık bir uzlaşmayı kabul etti. Biddle v. The Walt Disney Company davasında, şirketin lisans anlaşmalarını ve fiyatlandırma stratejilerini kullanarak rekabeti engellediği ve tüketicilerin ödediği ücretleri şişirdiği iddia ediliyor. Davacılar, Disney'in sahip olduğu kanalların paket halinde sunulması ve uzun vadeli sözleşmelerle bağlanması nedeniyle tüketicilerin seçeneklerinin kısıtlandığını ve fiyatların yükseldiğini öne sürüyor. Şirket ise iddiaları reddetmekle birlikte, yasal masraflardan kaçınmak ve davayı sonuçlandırmak için uzlaşmayı tercih etti. Uzlaşma kapsamında, 2019 ile 2023 yılları arasında belirli koşulları sağlayan Disney+ veya Hulu abonelerine ödeme yapılması öngörülüyor. Ancak hak sahiplerinin başvuru yapabilmesi için son tarih yaklaşıyor; bu nedenle uygunluk kriterlerini kontrol etmek ve gerekli adımları atmak büyük önem taşıyor.
Davanın Arka Planı ve İddialar
Dava, Disney’in canlı TV yayın hizmetleri pazarındaki hakim konumunu kötüye kullandığı iddiasına dayanıyor. Davacılar, Disney’in ABC, ESPN ve FX gibi kanallarını içeren paketleri, sözleşmelerdeki bağlayıcı maddelerle dağıtıcılara dayattığını; böylece tüketicilerin yalnızca istedikleri kanalları seçmesinin engellendiğini öne sürüyor. Bu durum, canlı TV yayın hizmetlerinin (örneğin YouTube TV, Sling TV veya Hulu + Live TV) abonelik ücretlerinin yükselmesine yol açtı. Ayrıca, Disney’in kendi platformu Disney+ ile rekabet eden hizmetlere içerik lisanslarken ayrımcılık yaptığı iddia edildi. Uzlaşma anlaşması, bu iddiaları mahkeme kararıyla kanıtlamasa da, şirketin tazminat ödemeyi kabul etmesi, tüketici hakları açısından önemli bir kazanım olarak değerlendiriliyor.
Tazminat Ödemeleri: Kimler Hak Sahibi?
Uzlaşma kapsamında ödenecek 50 milyon dolar, davaya dahil olan ve belirli koşulları sağlayan tüketicilere dağıtılacak. Başvuru yapabilmek için, kişinin 1 Ocak 2019 ile 1 Kasım 2023 tarihleri arasında ABD’de ikamet etmiş olması ve bu süre zarfında Disney+ veya Hulu aboneliği bulunması gerekiyor. Ayrıca, başvuru sahibinin canlı TV yayın hizmetlerine abone olduğunu ve Disney’in kanallarını içeren paketler için ödeme yaptığını kanıtlaması istenecek. Ödeme miktarı, başvuran kişi sayısına ve abonelik süresine göre değişiklik gösterecek; bazı hak sahiplerinin 100 dolara kadar tazminat alabileceği tahmin ediliyor. Ancak başvuruların son tarihi 1 Mart 2024 olarak belirlendi. Bu süre zarfında, hak sahiplerinin uzlaşma sitesi üzerinden online başvuru formunu doldurmaları gerekiyor. Ayrıca, itiraz etmek isteyenlerin veya uzlaşmayı reddedenlerin de belirli bir süre içinde mahkemeye başvurması gerekiyor.
Küresel Eğilim: Dijital Abonelik Davaları Artıyor
Bu dava, dijital içerik ve abonelik hizmetleri konusunda açılan toplu davaların yalnızca bir örneği. Son yıllarda, Netflix, Amazon Prime Video ve Apple TV+ gibi platformlara karşı da benzer şikayetler dile getiriliyor. Tüketiciler, özellikle abonelik ücretlerinin sürekli artmasından ve içeriklerin kaldırılmasından şikayetçi. Ayrıca, “kablo kesme” (cord-cutting) eğilimiyle birlikte, canlı TV yayın hizmetleri de geleneksel kablo TV’nin yerini almaya başladı ve bu pazarda rekabetin korunması önem kazandı. ABD Adalet Bakanlığı ve Federal Ticaret Komisyonu, teknoloji devlerinin rekabet ihlallerine karşı daha fazla inceleme başlatırken, mahkemeler de tüketici haklarını gözeten kararlar veriyor. Bu uzlaşma, diğer şirketlere de bir mesaj niteliği taşıyor: tüketicileri mağdur eden fiyatlandırma politikaları yasal sonuçlar doğurabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de de dijital yayın platformlarına abonelik artarken, benzer uygulamaların tüketici hakları açısından sorgulanması gündeme gelebilir. Rekabet Kurumu’nun dijital pazarlara yönelik incelemeleri, uluslararası emsallerle paralellik gösteriyor. Bu dava, küresel ölçekte platform ekonomisinin düzenlenmesine yönelik artan baskının bir parçası olarak, Türk tüketicilerin de haklarını bilmeleri açısından farkındalık yaratabilir. Ayrıca, Türk şirketlerin küresel pazarlarda faaliyet gösterirken benzer rekabet hukuku riskleriyle karşılaşabileceği hatırlatıyor. Rekabet mevzuatının dijital çağa uyumlu şekilde güncellenmesi, Türkiye açısından da gelecekte önemli bir gündem maddesi olacaktır.