İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının, ABD'nin İran'ın tüm koşullarını kabul etmesine bağlı olduğunu duyurdu. Orta Doğu'daki kritik enerji geçiş noktası olan boğaz, son haftalarda artan askeri gerilimin merkezinde yer alıyor. IRGC Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı, ABD yönetimi İran ulusunun meşru taleplerini tamamen kabul edene kadar kapalı kalacaktır” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, bölgedeki petrol akışının güvenliğine ilişkin küresel endişeleri artırırken, uluslararası piyasalarda da dalgalanmalara yol açtı.
Gelişmenin arka planı
IRGC'nin bu açıklaması, ABD ile İran arasında son dönemde yaşanan gerginliklerin bir parçası olarak geliyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve nükleer program konusundaki anlaşmazlıklar, iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkiliyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin 2018'de İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilmesi ve “azami baskı” politikası izlemesi, Tahran yönetimini ekonomik olarak köşeye sıkıştırdı. Buna karşılık İran, stratejik konumunu kullanarak misilleme yapma yoluna gidiyor. Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, İran'ın elindeki en önemli kozlardan biri olarak görülüyor; boğazdan dünya petrol arzının yaklaşık beşte biri geçiyor.
Son haftalarda bölgede artan askeri hareketlilik dikkat çekiyor. ABD'nin bölgeye uçak gemisi ve savaş uçakları göndermesi, İran'ın ise askeri tatbikatlarını yoğunlaştırması, taraflar arasında sıcak bir çatışma riskini beraberinde getiriyor. IRGC komutanının bu son açıklaması, Tahran'ın bu konuda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Ancak uzmanlar, İran'ın boğazı uzun süre tamamen kapatmasının ekonomik olarak kendi aleyhine olacağını, çünkü İran'ın da kendi petrol ihracatını bu boğaz üzerinden yaptığını belirtiyor. Bu nedenle açıklamanın daha çok psikolojik bir savaş ve pazarlık taktiği olduğu yorumları yapılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması tehdidi, sadece İran ve ABD'yi değil, aynı zamanda bölgedeki diğer ülkeleri ve küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, petrol ihracatlarının büyük bir kısmını bu boğaz üzerinden gerçekleştiriyor. Boğazın kapanması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine ve küresel enerji arzında ciddi bir kesintiye yol açabilir. Bu durum, zaten enerji krizi ve yüksek enflasyonla mücadele eden dünya ekonomisi için büyük bir tehdit oluşturuyor.
Bölgesel boyutta ise, İran'ın bu tutumu, Suudi Arabistan ve İsrail ile arasındaki gerginliği daha da artırabilir. Özellikle İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik tehditlerini sık sık dile getiriyor ve olası bir askeri müdahaleyi masada tutuyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki müttefikleri olan Körfez ülkeleri, İran'ın bu tür hamlelerine karşı daha fazla güvenlik önlemi almak zorunda kalabilir. Bölgedeki bu gerginlik, aynı zamanda Yemen'deki savaş, Suriye iç savaşı ve Irak'taki istikrarsızlık gibi diğer dosyalarla da bağlantılı olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından doğrudan risk oluşturuyor. Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalatla karşılıyor ve bu ithalatın önemli bir bölümü Körfez ülkelerinden sağlanıyor. Boğazın kapanması, petrol ve doğalgaz fiyatlarının artmasına neden olarak Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir ve enflasyonist baskıları artırabilir. Ancak Türkiye, enerji kaynaklarını çeşitlendirme politikası izleyerek bu riski azaltmaya çalışıyor; Azerbaycan ve Rusya ile olan boru hattı projeleri bu anlamda önem taşıyor. Ayrıca Türkiye, bölgede arabulucu rolü üstlenerek tansiyonu düşürmeye çalışabilir. İran ile enerji alanında iş birliği yapabilecek potansiyele sahip olan Türkiye, bu krizde hem ekonomik çıkarlarını korumak hem de bölgesel istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak için aktif bir diplomatik rol oynayabilir. Ancak bazı analistlere göre, Türkiye'nin NATO üyeliği ve ABD ile ilişkileri, İran konusunda denge politikası izlemesini zorlaştırabilir.