Ömrünü film izleyerek ve eleştirerek geçiren ünlü film tarihçisi David Thomson, yeni kitabında sinemaya karşı şaşırtıcı bir tavır alıyor: Artık filmlerden sıkıldığını söylüyor. Ancak eleştirmenler, Thomson'ın bu iddiasının pek de inandırıcı olmadığı konusunda hemfikir. Kitap, sinemanın altın çağını geride bıraktığı ve dijital akış platformlarının kültürel etkisini tartışmaya açarken, Thomson'ın argümanlarının içi boş ve çelişkili bulunuyor. 80 yaşındaki İngiliz asıllı Amerikalı yazar, altmış yılı aşkın süredir sinema hakkında yazılar yazıyor ve kitapları birçok dilde yayımlanıyor. Bu kez, sinemaya veda eden bir eleştirmenin son sözlerini duyuyoruz.
Yorgun Bir Eleştirmenin Son Sözleri
Thomson, son kitabı "The Fatal Alliance: A Filmgoer's Journey" adlı çalışmasında, sinema izleme deneyiminin artık eskisi gibi heyecan verici olmadığını savunuyor. Ona göre, filmler artık büyülü dünyalar yaratmak yerine, ticari kaygıların gölgesinde kalmış durumda. "Film izlemekten yoruldum. Artık filmlerin beni büyülemesini beklemiyorum. Hatta çoğu zaman sıkılıyorum," diyor Thomson. Ancak bu ifadeler, onun yıllar boyu filmleri yücelten yazılarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eleştirmenler, Thomson'ın aslında sinemayı değil, film endüstrisinin dönüşümünü eleştirdiğini belirtiyor. Kitap, Netflix, Amazon Prime gibi dijital platformların sinema salonlarını nasıl dönüştürdüğüne dair ilginç gözlemler içeriyor. Ancak Thomson'ın çözüm önerileri oldukça muğlak: "Belki de filmleri daha az izlemeliyiz," gibi basit bir fikirle yetiniyor.
Küresel Sinema Endüstrisine Dair Derin Bir Analiz mi, Yoksa Kişisel Bir Yorgunluk mu?
Thomson'ın argümanları, aslında sinema endüstrisinin içinde bulunduğu krize dair daha geniş bir tartışmanın parçası. Dünya genelinde gişe gelirleri pandemi sonrası toparlanamadı; ABD'de 2024 yılı gişe gelirleri, 2019'a göre yüzde 30 daha düşük seyrediyor. Dijital akış platformları ise her ay yüzlerce yeni içerik sunuyor. Ancak eleştirmenler, Thomson'ın 'filmler artık heyecanlandırmıyor' tezini sorguluyor. The New York Times eleştirmeni A.O. Scott, "Thomson'ın sorunu, sinemanın değil, kendisinin yaşlanması olabilir," yorumunu yapıyor. Gerçekten de, sinema tarihçileri her dönemin 'sinemanın öldüğü' söylemlerine tanıklık ettiğini hatırlatıyor. 1950'lerde televizyonun yükselişi, 1980'lerde video kasetler, 2000'lerde DVD ve şimdi de dijital platformlar benzer tartışmaları doğurdu. Thomson'ın bu kadar keskin bir çıkış yapması, belki de sinema eleştirisinin kendisinin bir dönüşümden geçtiğinin işareti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tartışma, Türk sineması açısından da anlamlı. Türkiye'de sinema salonları pandemi sonrası yüzde 40 izleyici kaybı yaşarken, dijital platformların (Netflix, Disney+, Exxen vb.) sayısı hızla artıyor. Thomson'ın eleştirileri, Türk yapımcıların da sıklıkla dillendirdiği 'sinema salonu kültürünün kaybolması' endişesini yansıtıyor. Ancak Türkiye'de gişe başarısı yakalayan yerli yapımlar (örneğin 2024'ün en çok izlenen filmi "Dünya Varmış") sinemaya olan ilginin tamamen bitmediğini gösteriyor. Thomson'ın 'daha az film izleyelim' önerisi ise Türkiye gibi genç nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelerde kültürel bir çöküşe yol açabilir. Bu nedenle, Thomson'ın manifestosu küresel bir eğilimi yansıtsa da, her ülkenin kendi dinamikleri içinde değerlendirilmesi gerekiyor.